edvard munch (1863 - 1944) : çığlık : 04032004

 
     
 

 

 


Illness, insanity and death
are the black angels
that kept watch over my cradle
and accompanied me
all my life.


Edvard Munch

Self-Portrait 1895 Lithography 45 cm x 32 cm Tahran Çağdaş Sanatlar Müzesi



Van Gogh gibi Edvard Munch da resimlerinde hüznü, acıyı, melankoliyi ve özellikle de hastalıkla, ölümü yansıtmaya çalışmıştır. Norveçli ressamın (1863-1944) çocukluğunda ailesinde hastalık ve ölümler eksik olmamıştı. Bunlar hayatı boyunca unutamayacağı, onu etkileyen ve sanatına yansıyan olaylardı. Annesi ve kız kardeşinin ölümünün ardından babası da para sıkıntısı ve bunalım içindeydi. Odasına girip saatlerce dua ederdi. Munch o günler için daha sonra "hastalık, delilik ve ölüm beşiğimin başucunda nöbet bekleyen ve ömrüm boyunca yanımdan ayrılmayan kötü meleklerdir" diye yazar. İlk sergisi sonunda aldığı bir bursla Paris'e gitmiş ve orada üç yıl kalmıştır soluk alıp veren, hisseden, acı çeken ve seven canlı varlıkların resimlerini yapacağını belirten Munch Avrupa'nın pek çok yerini dolaşmıştır.

En önemli ve etkileyici resimlerinden biri olan Çığlık'ın 50'den fazla gravürü vardır. 1893 tarihli ilk çalışması renklidir. Resimde insanın yalnızlığına ve korkusuna şahit oluruz. Körfez, küçük yelkenli gemiler ve resmi çaprazlama kesen parmaklıklı köprü, sahnenin kuzey sahilinde olduğunu gösterir. Munch 1892 yılında hastalığı sırasında yazdığı günlüğünde bu sahneden söz eder ; "İki arkadaşımla güneşin batışında yürüyordum. Aniden gökyüzü kahverengiye dönüştü, durakladım, hissizleştim ve bir parmaklık üzerine dayandım. Kentin ve mavi fiyordun üzerinde ateşin dili ve kan vardı. Arkadaşlarım yürümeye devam ettiler ben ise hala orada korkuyla titreyerek kalakaldım ve doğanın içinden gelen sonsuz çığlığı duydum". Amerikalı sanat tarihçisi Robert Rosenblum Munch'un ölü kafaları için Paris L'Homme müzesindeki bir Peru mumyasını model olarak aldığını öne sürmüştür.. Munch Dostoyevski ve Kierkegaard okurdu. Kierkegaard'ın şu pasajından etkilenmiş olmalı (Ruhum öyle ağır ki hiçbir düşünce artık onu yükseltemez ne de kanat vuruşlarım onu sonsuzluğun içine çekemez. Herhangi bir şey onu kımıldatmazsa sadece yeryüzünde kalır, fırtınadan önce alçakta uçan bir kuş gibi. Ezicilik ve kaygı iç dünyamın üzerine çöküyor). İnsana özgü olan içsel bunalımların sembolik bir görünümü olan resimde ön plandaki figür başını elleri arasına almış ve gözleri dik, ağzı sonuna kadar açık, yanakları bağırır durumda gösterilmiştir. Yılankavi figürün diğer iki figürden uzakta ve tek başınalığı yalnızlığı ve bunun dehşetini simgeliyor. Bütün çizgiler çığlık atan başa doğru akıyor. İnsanın umutsuzluğunu, mutsuzluğunu, endişelerini, boğuntularını, korkularını, acılarını ve çaresizliğini dile getiren bu resim dışavurumcu bir ifadeye sahiptir. Renkler ruhsal durumu daha da vurguluyor. Gökyüzünün kırmızı ve sarıyla dalgalı görünümüne karşılık deniz açık renkle kara ise koyu mavilerle oluşturulmuştur. Gökyüzünün hali fırtına öncesi sessizliği işaret ediyor. Çığlık atan figürde ve köprüde toprak renkleri göze çarpar. Resimdeki dalgalanma hareketlilik sağlıyor.


Çığlık 1893 Yağlı boya, tempera ve pastel boya: karton 91x73.5cm Milli Galeri, Oslo


Edvard Munch was a Norwegian artist whose brooding and anguished paintings and graphic works, based on personal grief and obsessions, were instrumental in the development of expressionism.

Born in Løten, Norway, on December 12, 1863, Munch began painting at the age of 17 in Christiania (now Oslo). A state grant, awarded in 1885, enabled him to study briefly in Paris. For 20 years thereafter Munch worked chiefly in Paris and Berlin. At first influenced by impressionism and postimpressionism, he then turned to a highly personal style and content, increasingly concerned with images of illness and death. In 1892, in Berlin, an exhibition of his paintings so shocked the authorities that the show was closed. Undeterred, Munch and his sympathizers worked throughout the 1890s toward the development of German expressionist art. Perhaps the best known of all Munch's work is The Scream (1893, Nasjonalgalleriet, Oslo). This, and the harrowing The Sick Child (1881-86, Nasjonalgalleriet), reflect Munch's childhood trauma, occasioned by the death of his mother and sister from tuberculosis. Melancholy suffuses paintings such as The Bridge -in limp figures with featureless or hidden faces, over which loom the threatening shapes of heavy trees and brooding houses. Reflections of sexual anxieties are seen in his portrayals of women, alternately represented as frail, innocent sufferers or as lurid, life-devouring vampires.

In 1908 Munch's anxiety became acute and he was hospitalized. He returned to Norway in 1909 and died in Oslo on January 23, 1944. The relative tranquillity of the rest of his life is reflected in his murals for the University of Oslo (1910-16), and in his vigorous, brightly colored landscapes. Although his later paintings are not as tortured as his earlier work, a return to introspection marks his late self-portraits, notably Between Clock and Bed (1940, Munch Museet, Oslo).

Munch's considerable body of etchings, lithographs, and woodcuts is now considered a significant force in modern graphic art; the work is simple, direct, and vigorous in style, and powerful in subject matter. Few of Munch's paintings are found outside Norway. His own collection is housed in the Munch Museet.