yerli turist : orhan kemal : 05122001  
     
 

Bu öykü ile ilgili metafor yazı bölümünde yayınlanan yazılar:

orhan kemal'den üç öykü - üç kadın - üç yaşam: sorunlarına ve çözümlerine dilbilimsel bir yaklaşım
aysu erden : 05112001

 
 

 

Gerçekten de ‘erkek gibi’ yürüyordu kadın!

Sırtında astragan manto, ayaklarınada rugan iskarpinler, elinde rugan çanta...Mevsim Mart ortaları. Yukarıda gri kalın bulutlar, hava da ayaz kesiyordu. Dağ gibi delikanlılar paltolarına sarınmışlar, kaşkollarını çenelerine çekmişlerdi. Bankalar caddesinin sıra sıra, dağlar gibi yapılarının aralarına sıkışmış sokakları karşıdan karşıya geçerken rüzgarlarmış gibi hava, Mart ortalarının gri havası iliklerinden kavrıyordu insanı.

‘Erkek gibi’ yürüyordu kadın!

Sırtındaki manto kalındı ama, okadar. Kahverengi astragan mantonun altında gül kurusu incecik ipekliden bir elbise, yakası taa yüklü memelerinin neredeyse uçlarına kadar açıktı. Vız geliyordu Mart ortalarının gri, keskin ayazı. Az önce yanından geçerken ‘Ulan erkek gibi karı be!’ diyen hamalların hakları vardı. Rüzgarlaşmış, buz gibi, havayı, Mart ortalarının gri havasını göğüsleye göğüsleye yürüyordu. Durdu bir ara. Yorulmuş muydu? Beki. Ama daha çok laf oolsun diye yanından geçmekte olan arabaya seslendi:

-Taksi!

soför kuvvetli bir frenle durdu.

Genç kadın arabaya girdi. Harman paketinden bir sigara yakışı vardı, şoför kesilivermişti. O da az önceki hamallar gibi kendi kendine: ‘Ulan erkek gibi karı be!’ diye geçirdi. ‘Aşk olsun kızım, helal olson bu yollar!’

Dikiz aynasını ayarlayıp sordu:

-Nereye abla?

-Nereye gidiyorsun?

-Buralı değilsiniz galiba?

Hep o ‘erkek gibi’ cevapladı:

-Ayıp ettin abi!

Şoför yarım sağla arkaya döndü:

-Niye?

-Su katılmamış Cihangir’liyim anam babam. Üç ay Anadolu’da kaldıksa silindik mi defterinden İstanbul’un?

-Yeseeee, dedi soför.

-Sen de yeşe hemşerim, karşılığını aldı.

Aldı ya, aklından da ‘O biçim galiba’ gibilerden geçirmedi değil. Hazır Abanoz’u da kapatmışlardı, neden olmasın? Karı bal gibi ‘yol’ yapıyor olabilirdi.

Ciddilesti.

-sisli’ye kadar gidiyorum, dedi.

-İyi ya.

-Taksi mi?

-Yok canım

.-Madem taksi değil, deminden beri ne diye maytap geçiyorsun bizimle Allahın kulu?

Kadın Harman sigara paketini uzattı:

-Yak da ciğerlerin bayram etsin !

Şoför inadına:

-Benim Birinciyi senin Harman’ına değişmem, dedi.

-Yeseeee.

-Sen de yeseeee....

Fakat bozulmamışsa bile içerlemişti şoför, Abanoz’dan diplomalıysa ne diye işletiyordu taksi maksi diye? Hani lafı uzatabilir istese. ‘Taksi’ demiş arabayı durdurmuş, atlamış, sonra da...

Kadın aklından geçenleri anlamışçasına:

-Taksi olsun aslanım, dedi. Taksi olsun.Yolda rast getirdiğin fiyakalı müşterileri egavla!

Yolun sağında uzun boylu, geniş omuzlu, fotoğraf makinalı bir delikanlı gelip geçen dolmuşlara el sallıyordu. Kadın gördü. Kıvırcık siyah saçlarıyla dimdik delikanlıyı pek beğenerek:

-sunu al, dedi.

Alınması istenen genç adam da zaten el kaldırmıştı. Şoför durdu. Genç adam:

-Taksim, dedi.

-Atla.

Atladı, atlamasıyla da kadına toslayıp kendine gelmesi bir oldu. Vay anasını ne kadındı be! Kahverengi kalın mantosunun altında meme uçlarına kadar açık göğsü bir yana, mantosuyla elbisesinin eteği savrulmuş, bacakları olanca zenginliğiyle...

Gözleri karararak kadının eteğine uzandı, çekti:

-Buna hakkınız yok!

Kadın şaşmadı, kızmadı. Güldü sadece:

-Neden?

-İnsanı tahrik etmeğe hakkınız yok diyorum!

-N’olur? dedi kadın sakin sakin.

-Ne mi olur?

-Öyle ya. Ne olur? Ne çıkar?

Şoför kulak kesilmişti. Kadın Abanoz’dakilerden de başka, daha azgın mıydı? Meydan mı okuyordu erkeklere?

Genç adam:

-Lahavle vela kuvvete illa billa, dedi.

-Hah hah hah haaaay, diye güldü kadın.

-Benimle alay mı ediyorsunuz?

-Ya siz bana hakaret mi?

-Deli misiniz siz?

Kadın birdenbire deli gibi ciddileşerek:

-Evet, dedi.

Çantasından çıkardığı on liralık banknotu şoföre uzattı:

-Al bunu, dur!

Araba kuvvetli bir frenle tam Şişhane’de durdu. Kadın indi. Fotoğraf makinasından gazeteci olduğu anlaşılan genç adama emretti adeta:

-Sen de in!

Genç adam da indi. Yanyana yürümeğe başladılar tepebaşı asfaltında. Şoför donmuş kalmıştı. Arkalarından baktı baktı, sonra ‘Zilli’ diye söylendi, daha sonra gazladı arabayı.

Genç kadın, genç adamın koluna girmişti:

-Bütün hareketlerim seni yadırgattı değil mi?

-Biraz.

-Belki de o biçim olduğuma hükmettin?

-Değil misin?

Genç kadın kolundan çıktı genç adamın:

-Değilim, dedi.

Gerçekten de değildi ama, ona bunu en kısa yoldan, en inandırıcı biçimde nasıl anlatmalıydı? Nasıl anlatmalıydı ki ailesinin hemen hemen zorla verdikleri Anadolu’lu kaba saba bir adamla köylerde hamur tahtaları, öküz camız böğürtüleri, beygir kişnemeleri arasında çıldıracak hallere girmiş, kocasının, kocasından geçtim, kayınbabasıyla, kaynana, görümcelerinin yabanıl, kaba, kubat havasından kurtulunca İstanbul’da bir gün, evet sadece bir gün İstanbul’luların istediğince yaşayacaktır!

-Demek o biçim değilsin? dedi gazeteci.

-Değilim dedim ya!

Tepebaşına varmdan, soldaki kıyıdan Haliç’e bakarak ağır ağır yürüyorlardı. Genç kadın durdu. Elinden tuttu genç adamı:

-Bana iki kadeh bir şeyler ısmarla, dedi.

-Peki.

-Geceyi birlikte geçirecek garsoniyerin filan var mı?

-Kolay.

-Yarın sen kendi yoluna, ben kendi yoluma gideceğiz çünkü. Yarından itibaren ‘Namuslu dul’ pozunu takınacağım. Beni anlamıyorsun ama zarar yok. Hele iki kadeh atalım...

Genç gazetecinin kolunda içkili bir meyhanenin yolunu tuttu.

ORHAN KEMAL (1996), "Yerli Turist", Kirmizi Kupeler, Ýstanbul: Tekin yayinevi, ss: 103-106