fotoğraflar : yaman kayıhan : 01042002  
 

 

İki caddeyi birleştiren merdivenlerden koşarak iniyor. Dönünce yetişmeye çalışarak sesleniyorum. Durmuyor. Birlikte koşuyoruz. Soğuk çünkü. Bir yandan da çok komik şeyler anlatacağını söylüyor.

1. Fotoğraf

Muhallebiciye giriyoruz. 20:30 civarı. Sağ tarafta tezgahlarının ardında görevliler var. Soruyor: "En sıcak yeriniz neresi ?" Bir kaç masa dolu. Bakıyorlar. Bir iki basamak çıkarak ilerliyoruz. Daha sıcak bir masa var. Sol köşede. Dönüp basamaklardan iniyoruz, masaya yerleşiyoruz.

Paltosunu çıkartmıyor. Zorunlu, ama uyumlu olduğunu tahmin ettiğim bir şıklığı var.

Önce de gitmeye çalıştığımız Muhammet beyin (!) filmi 21:30'da bizi bekliyor.

Bugün zaten buluşabilecektik, ama 17:00 gibi iptal etmek zorunda kaldı. İşi önemli. Soğukta koşuşturmamızdan az önce tekrar telefon etti. "Off oldum", dedi. Off'un off'u. Kurtulmuş işinden. Biletleri alacağını söyledi. Komik olan gişeye yaklaştığında parasının olmadığını farketmesiymiş, çünkü şıklığının uzantısı küçük çantasının içine iki telefonu ve bloknotlarının yanı sıra cüzdanı sığmamış.

Resimden konuşuyoruz. Biraz da başka şeylerden. Capuccino içiyor, bense double espresso.

2. Fotoğraf

21:15 gibi .. Zaman yaklaşıyor. Tuvalete gitmek istiyor, ama hemen geri dönüyor. Dolu. Burada gitmeli, çünkü daha temizdir. Sandalyesine oturuyor. Gözümüz tuvaletin kapısında. Pek de dikkat edemiyorum. Kapıya baksam ona bakamayacağım konuşurken. Çıkan olmadı galiba. Tekrar deniyor. Gene dolu. Sağa dönerek uzayan tezgahtaki görevlilerle konuşuyor. Gülümsüyorum. Kapı içerden kendiliğinden kilitlenmiş. İkinci deneme başarılı.

3. Fotoğraf

Çıkıyoruz. Soğuk, üşüyoruz. "Sende demir eksikliği olmalı", diyor. Sinemaya girdiğimizde telefonu çalıyor. Bilet alıyorum. Ortada, önünde yol olan sıradan istiyorum: H sırası. İçeri giriyoruz. Biletlerle birlikte yer gösterici için bahşiş de hazır. Ama salona giremiyoruz. Balkonun fuayesinde telefonlar artıyor. Biletler ve bahşiş yer göstericide. Cam masanın üç ayaklı sandalyelerine oturuyor. Sandalyeler dengesiz, dikkat ediyorum. Paltosu hala üzerinde, şalını solundaki sandalyeye koyuyor. Küçük çantası, her iki telefonu, telefon defteri, bloknotu, gümüş olduğunu tahmin ettiğim ince zincirli kalemi .. hepsi masada. Yuvarlak masa işyeri oluyor.

Ayaktayım, görmesin istiyorum hatta beni. Ofisini arıyor, telefon numaralarının masasındaki pembe dosyasından bulunması istiyor. İş ve ev numaraları ayrı sutünlar halinde isimlerin yanında, beyaz kitapta ise bakanlığın, konsoloslukların telefon numaraları var.

Afişlere bakıyorum. Gelecek film olmalı: The Majestic. Ayakta dolanırken huzursuz edeceğimi düşünüyorum, sessizce sağına oturuyorum.

Notlar alıyor, bloknotunun ilk sayfasını yazdığı sayfaya kapanmasın diye tutmaya çalışıyorum.

Olay önemli; El Halil'de görevli Türk subaylarından binbaşı olanı hayatını yitirmiş, yüzbaşı yaralı. Kenardaki diğer yer göstericiye sormayı unutmuyor: "Film başladı mı ?" Henüz reklamlar sürüyormuş. Aklı işinde, biraz da filmde belki.

Masasına gitmek istiyor. Bahşiş yer göstericide kalıyor. Biletleri başka bir sefer gelebilmemiz için müdüre imzalatmamız gerektiğini söylüyorlar, boşveriyoruz. Çıkıyoruz. Biletleri kesen kapıdaki adam bu defa üzerindeki anahtar ile kilitli ön kapıyı açıyor. Soğuğa çıkıyoruz, ama hissetmiyor. Hemen bir taksi buluyoruz. Önce inecek, sağa oturuyor. Aklı işinde. Beklesem mi ? Huzursuz olacağını söylüyor.

4. Fotoğraf

Yol kısa, bir kaç dakikada ofisinin önündeyiz. Hızla iniyor, koşarak binaya yöneliyor.

Eve geliyorum 21:50 olmuş. Biraz salonda oturup televizyon kanallarını kurcalıyorum. İzlediğim bir film var: "Jennifer 8"; Andy Garcia, Umma Thurman .. Gece yarısına doğru ofisinden arıyor. Artık evine gidecek. İyi uykular diyerek, fotoğraflarımdan söz ediyorum. Benim için "amusing" de olduğunu düşünüyor. Olmadığını, hoşuma gittiğini söylüyorum.