mektup : bahar kayıhan : 01062002  
 

Çok uzun zaman önce geride bıraktığım insanlara;

12/5/79302

Her şey 78502 yılında başladı ve ben de size gerçekleşen acı olayları anlatmakta kendimi sorumlu hissettim...

Yıl 78502. Dünya'daki son iç savaş ve sonsuz karanlığa ulaşan ölümsüz kayıplar. Tarihin başlangıcından itibaren savaşan insanlar sonunda savaşa bir son verdiler; son bir savaşla birlikte. Bu savaş dünya tarihini alt üst ettiği gibi, evrenimiz için de önemliydi ..

Savaşın ne anlamı olduğunu asla anlamayan biz Nebula galaksisindeki veronlar yaşamımıza bir anlam aramıyorduk, ölümsüz olmayı ise hiç istemiyorduk, çünkü bazan yaşam oldukça uzun geliyordu. Özellikle de insanların savaşlarını, nebulalıların isyanlarını gördükten sonra.

Ben hiçbir zaman bilinmeyeni merak etmedim. Şimdiye kadar gördüğüm en korkunç olay ise dünyanın sonuydu; ama sanırım bu birçoğu için iyi de oldu, çünkü dünyalılardan oldukça rahatsız olmaya başlamışlardı; ama ben değil. Ben insanlara önem veriyordum.

Biz veronlar dünyalılardan oldukça farklıyız, onlar kadar kısa boylu ve çelimsiz değiliz. Üstelik her birimiz farklı renklerdeyiz ve görünüşümüze çok önem veriririz. Zamanla farklılaşmayız, böyle biçimlenir, böyle yaşar ve böyle ölürüz. Ölüm bizim için bir son değildir, bir kurtuluştur ve bizler ölmek için doğar ve öleceğimiz günü şenliklerle kutlarız. Ne de olsa insanların kutladıkları, ölüm günleri değil, doğum günleriydi, belki de yaptıkları en büyük yanlış buydu. Ben nedense dünyalılarla çok ilgilenmişimdir, aslında birkaç da dünyalı arkadaşım oldu; ama o kadar bencillerdi ki çabuk geçmesini istediğim birlikteliklerimiz uzadıkça uzuyordu doğrusu.

Garip canlılar şu dünyalılar, hem insanlar, hem de tiponlar.

Dünyadaki bu son iç savaşın sonunda, insanlarla birlikte dünyada yaşayan, ama onlara düşman olan tiponlar, üstün zekaları ve akıl almaz yetenekleriyle insanları yendiler. Savaş dediğin nedir ki zaten ? Bir tür yetenek sergilemesi değil mi ? En azından öyle olması gerekmez mi ? Her neyse, bırakalım bu konuları. Savaş; gerisinde bir çok ölü gezegen bıraktı, insanlar çoktan yok olmuşlardı ve tiponların da soyu tükenmek üzereydi; dünyada yaşayamamak zor olmalıydı onlar için herhalde.

Onlara değer vermeyen her şeye fazlasıyla önem verdi zavallı insanlar.

Benim gerçekleştirmem gereken bir görevim var. Sanırım buna birkaç dakika ayırmalıyım; ama ilk başta beni tanımanızı isterim. Benim adım V. Vera, numaram 500245. Ben diğer veronlardan oldukça farklıyım aslında. Veronlara yardım etmeyi de kendime bir uğraş edindim. Yere kadar uzun kızıl saçlarım var ve kara gözlerim, açık bir tenim, kırılgan bir harperim var. Bunların hepsi benim seçimim olsa da, kırılgan bir harperim olmasını ben istemedim aslında. Bazen bir harper yerine insanlarınki gibi bir kalbim olmasını istiyorum ve kimi zaman da gezegenimizi bir çocuğun gözlerinden görmeyi arzuluyorum. O kadar saf görebilmeyi düşlüyorum ve karanlıkları belki bir gün aydınlatabilir miyim diye düşünüyorum.

Gece, karanlıkların içindeki sandığımın başında eğilip, kimi zamansa uzanıp, yıldızları izliyorum. Çevremi sarmış ışıkların ortasında dansedip, zaman zaman kayboluyorum ve bir rüya aleminden farksız gerçekleşemeyecek geleceğimi düşlüyorum. Ne kadar acı olduğunu tahmin edemezsiniz. Geleceği görebilmenin ne kadar kötü olduğunu asla anlayamazsınız; ama dediğim gibi bana verilen bir görev var, çünkü geleceği görebilen tek veronlu benim sanırım. Belki bir gün benim gibi farklı biri daha olur ve hislerimi onunla paylaşabilirim.

Herkes eğlenirken, yalnız olmanın nasıl olduğunu anlatamam sizlere, göz yaşlarıma hakim olmamın ne kadar olanaksız olduğunu ve birine sarılmak istediğimde yalnız olduğumu hissetmemin ne kadar kötü olduğunu bilemezsiniz. İşte bu yüzden yaşam kötü benim için, paylaşacak hiç kimsem yok. Birlikte gülebileceğim ve fazlasıyla önem verebileceğim birisi yok. Yaşam uzun geliyor kimi zaman, yaşamı çok sevsem de etrafımdakilerin ölümünü görmek acı, tahmin edebileceğinizden çok daha acı.

Bana verilen görev, siz geride kalmış birkaç insana, dünyanın yok oluşundan sonra olanları anlatmak. Böylece aynı yanlışları tekrar yapmazsınız belki. Sizin varlığınızdan bile haberdar değil hiç kimse; ama ben insanların yok olmasını hiç istemedim, bu kadar acımasız olamadım. Evet, belki görevimi istendiği gibi yapamadım; ama gelecek bana ne kadar doğru bir karar verdiğimi gösterdi.

Komutan Morris, bu savaşa son vermem için ben ve birkaç kişiyi dünyaya göndermişti. Görevimiz tiponlara yardım etmekti ve insanların sonunu getirmeye yardımcı olmak. Görevimi son ana kadar yaptım ve komutan Morris, geriye kalan yaklaşık 100000 insanı da öldürüp oradan uzaklaşmamı emretti. O sırada çocukların çığlıklarını duyuyordum, koşuşan askerleri. Aniden çocuk gözüme çarptı. Onun bakışını asla unutamam; öyle bir bakıştı ki: "Yaşamımı mahvettiniz, ama yine de devam edeceğim" der gibiydi. Herkese bir ders verircesine bakıyordu zavallı çocuk ve orada son nefesini verdi. Bir tipon tarafından acımasızca öldürüldü.

Her yer yanıp tutuşuyordu ve insanlar, tiponların zekaları karşısında yenik düşmüştü. Kim bilir kaç beyinde fırtınalar kopuyor ve kaç beyin saldırıya uğruyordu ? Bu bir vahşetten başka bir şey değildi. O çocuğun ölümünü gördükten sonra buna daha fazla devam edemeyeceğimi anladım. Belki o çığlıkları ve yaşanan acıları asla unutamayacaktım ve kendimi çok farklı hissedecektim; ama buna değerdi, insanların yok olmasına seyirci kalamazdım ve yardım edebildiğim kadar insana yardım ettim. İşte bunlar sizlersiniz, siz şanslı insanlar. Biliyorum hepinizin sorunları oldu, yakınlarınızı kaybettiniz ve en kötüsü saldırıya uğradınız; ama şimdi cesur olmalısınız ve soyunuzun devam etmesini istiyorsanız, tiponlardan çok uzak bir galakside yaşamalısınız. Bir daha insan adı asla anılmayacak, çünkü çoğu kişi için yüz karasısınız; ama benim için asla değil, çünkü sizler de eşitsiniz, en azından öyle olmalıydınız.

Alabildiğim kadar insanı gemime aldıktan sonra, Komutan Morris'e görevimi başarıyla tamamladığımı bildirdim. Geride kalan insanları ise terk etmek zorunda kaldım. Bu benim için çok zordu, içlerinden bazılarını seçmek olanaksız gibiydi; ama çok zamanım yoktu ve maalesef en sağlıklı olanlarını yanıma almak zorunda kaldım. Komutan hemen gezegenimize geri dönmemi emretmişti; çünkü tiponların saldırı birlikleri hala savaş alanındaydı; ama ben denileni yapamazdım. Morris'e karşı gelmek benim için oldukça zordu aslında; çünkü çok yakın bir arkadaşımdı ve bana bir çok kez yardım etmişti. İsyankar ve ne yaptığımı bilmediğim zamanlarımda her zaman benim yanımda yer almıştı, bu kararı vermek benim için çok zordu; ama dediğim gibi zamanım sınırlıydı ve bana verilen emri yerine getirmedim.

Böylece başka bir galaksiye doğru yolculuğum başlamıştı, yanıma aldığım onca insanla birlikte. Gemide hem ölenler, hem de doğanlar oldu elbette, benim için güç bir deneyimdi. Uzun yıllar ve sonsuz çabalarımın sonucunda ulaşmak istediğim galaksiye gittim ve insanları bu galaksideki en kolay yaşanılır ortam yaratabileceğim gezegene yerleştirdim. Bu insanlar için kolay olmayacaktı. Burası sanki yeni bir dünyaydı ve bu bir tür başlangıçtı. Tüm teknolojilerini geride bırakmışlardı ve çaresizlerdi. Artık ne bencillerdi, ne de kıskanç. Bu çaresiz insanları orada bırakmak istemezdim, ama ben diğer veronların yanına dönmek zorundaydım. Geri dönmek için yeteri kadar yakıtım kalmamıştı. Bu nedenle gemimi insanların yanına bıraktım ve bir yolcu gemisiyle gezegenime geri döndüm.

Geri döndüğümde her şeyin eskisi gibi olacağını sanıyordum; oysa bilmiyordum ki benim yokluğumda çok şey değişmişti. Komutan Morris'i asla bulamadım ve veronları tanıyamaz olmuştum. Sevmedikleri insanlar gibi davranmaya başlamışlardı ve tiponlar da yaşanılanları unutamıyorlardı. Bir çoğu için tarih değişmişti ve süre gelen alışkanlıklar yerini yenilerine bırakmıştı. Kimisi için bir sondu bu, özellikle de tiponlar ve insanlar için; ama bir başlangıçtı aynı zamanda. Her canlının ders alması gereken bir olay ve bir anda değişen tarih, şekillenen olaylar ..

Ben bu olaydan sonra her gece sandığımın başına geçip düşünmeye başladım, yaptıklarım ne kadar doğru ve ne kadar yanlıştı. Her şeyi değiştirmeye hakkım var mıydı ya da bunu benim elime bırakacak kadar bana güvenmeli miydiler ? Bunları her gece ve her gün boyunca düşüneceğim ve o çocuğun bakışlarını hatırlayıp, her zaman hissedeceğim. Günleri aydınlatmalı mıyım, ya da niye bu benim elimde diye kendime soracağım; ama sanırım artık anladığım bir şey var. Savaş kiminle, ne zaman ve nasıl olursa olsun gereksizdir ve buna herhangi bir şekilde katılmak da en az savaşlar kadar anlamsızdır. Savaşı hiçbir taraf kazanamaz; çünkü kazanılacak bir şey de yoktur ortada. Yaşadıklarımdan sonra bana oldukça uzun gelen, yaşayacağım bir yaşam var. Bunun için bir anlam aramak gerekli mi bilmesem de yaşamı yaşayamamak anlamsız bence. Doğum, yaşam ve ölüm, üç süreç ve kutlamayı gerektiren ne ölüm, ne de doğum, sadece yaşam.

Bu mektup siz insanlara ne zaman ulaşır bilmiyorum; ama bunları size iletmeyi görevim olarak kabul ediyorum. Ben; V. Vera, sizleri kurtardığıma asla pişman olmayacağım; çünkü ben kendimi yargıladım. Siz de kendinizi yargılayın ve kendi doğrularınızı bulup, yaşayın...

V. Vera
500245