4 şiir : ali rıza arslan : 17102002  
 

 

 

 

küçük kız bir gözlemcinin bulutları
yine bir gözlemcinin bulutları II

küçük kız

yokluk çıkıyordu gözlerinde
her baktığın yerde beynine vuruyordu
sonra bu küçük kızın elinden tutuyordun

sana anlatabilirim o şarkıyı
kulaklarını aç ve dinle beni
bir gölün kıyısında oturuyordu zaman
"yorgunmuydu?" diyeceksin, sanmıyorum
daha çok seni düşünüyordu
ve elinde bir sarkaç
suya sallıyordu

benim gördüğüm başka şeylerde var
bu yaşlı adamda
ama dur
önce bu küçük kızı anlatmalıyım sana
yüzyıllardan bir oyun ve
sarmallardan bir ipti atladığı
medeniyet sokaklarında
yaramazmıydi bilmem
ama çok zor olabilir avutmak
bu küçük kızı
sende tanırsın zaten

ah.. sonra ah o yaşlı adam
neyse
daha vakit erken anlatmak için
yada geçkaldık hatırlamaya
çağlardan bir salıncaktı sonra
bu kızın yüreği
biraz hoppamıydı neydi
ama feci ısırıyordu dişleri
en sevdiği tatlı, hafıza
ve düşünce elma şekeri

bir bilsen neler çektiğimi elinde
bir büyüme idi yokluğu
sonra varlıktan geliyordu saçlarını
hep at kuyruğu örüyordu

ahh. bu beni deli ediyordu

bir gözlemcinin bulutları

engin köpüklerimin ucundan
serin bir geceye çalıyor zaman
yıkıntılar denizinde dolaşıyorum
uzakta bir çalı ve yılları takılmış
garip bir kuş uçuyor
yıldızlı bir ceylan fırlıyor dalgaların arasına
kendini atıyor
umut görünmez kılıflarda
dağlar uzak
bacakları sıska bir yalnızlık sarıyor
ürküyor
yol çatallı

çingenelerden soruyorum beni
iyi biliriz diyorlar o insandır
iyi biliriz gece mavisini
o bize anlatır evreni bilmediklerini
aydınlatır harabeleri
ve taştır yüreği çatlamıştır
bu dost yürekler açılır sonra bir daha
en büyük evlerinden
zamanı umursamaz güneşlerinden
bırakırlar ışıklarını atlara, sürülere
yaban kekliği avlar gözleri
en cılız eti kemirir dişleri
sürüleri gömerler ve bir çiçek açar ağıtlarında
en son yerine geldik zamanın der kahin
ve en son harabelerin
ortasında düşünceli oturur yaşlı bir adam
gözleri yere sererek kandırır gökyüzünü
sonunda çıkar gelir ceylan
çıkar gelir kalbinden
kaplar günü okların fırtınalı dansı
yüzü gençleştiren bir hava verir
en sivri korkuları

bir gözlemcinin bulutları II

yavan ağızlardan coşar
yürümeler toz kaldırır alnından
düşer çıngıraklar
ve örtü olur zaman
sonsuz kaldıraçlarında
evrenlere açılır en geniş evinden çoban
saman döşektir dikenler
su az hava çok ve atmosferde oyalanır
bulutları düşe-yazar
ayak izlerini en eski bilginler
alçıdan gözlerle izlerler
soğuk bir dokunuş sarar yer-yüzünü
bitirir kırıntıları daha- da yaşlanır
alacak-aranlıkları

en sonunda mı demiştir yüz-yıllar
en mürekkepli saatlerde hesap sorarak geçer
çalılıkları
en keskin yerinde kınına sokar
çatallı kılıçları
en sarp yokuş aklında, uçurumun dibinde
bir papatya yalnızlığı örer
umutlarını, anlar anılarını
rahat döşeklerde uyur gece
karanlıklar, kuru otlar, kozalaklar
bir örtü gibi örer yıllar
en içkin acıları
ve
acıtanları
bir daha hatırlar

yine

Dinginliğin serinliktir senin
en kızgın çoraklarda.
Yalnızlığın yakar geçer.
Bir buluşma sözleşmesidir zaman
hayallerinden içeriye girerken;
tül yüzlerdir örtülü gelecek bize.

Aç denizlerini,
aç göğün mavisini aç bulutların ağızlarını;
alçaktan bir esinti yalar yürekleri -o zaman-
en yüksek yağmurlarla kaplarsın -günü-,
dalgalarla boğuşur ellerimiz
suyu düzlemeye çalışır belleklerimiz.
Sen mavi enginlik,
sen samur fırça,
mahmur gözlerindesin uykucunun,
çorak tarlasındasın azimcinin,
bir peri masalısın yaşlı ağızlarda
hep anlatılacaksın.

Saçların dalgalı
Gözlerin engin
tüylü dokunuşların
ah ne kadar zengin senin

Dallarda kanayansın kanayansın
bırak gönüllerimiz yansın, sende yansın;
şeffaf aynalar ol birbirimize bakarken,
kınalı keklik ol sevda türkülerinde
kulağımıza fısıldarken seni.
Bir şehir yangını ol kaçarken hepimiz
ateşin alafları ol yakarken bizi;

en acı ağu ol ölümümüze.
Hiç ölmesin kaidelerde yaşatalım seni.
Dingin titreşen kaleler olsun bedenlerimiz

Ah ne zor seni anlatmak!
Ne zor seni tanımak bizden bize varışlarda
bir yarışsın;
bir nehirsin taşarsın,
gökbilimcisin yıldızlarda kalmışsın.

Ah ne kolay seni unutmak!
Anlamadan yitirmek bulamamak çabalamamak;
Bırakmek elinden kadehi içmeden,
Sövmek bütün ruhlara, isyan etmek ne kolay!

zor olan bir yolsa dikenli engin,
zor olan insan olmaksa senden zengin,
bir güle hesap sormadan dikenlerinden,
kokularıyla yıkamalıyız türlü bahçeleri; biz
dolunayda şarkılar söylemeliyiz ve
yine beklemeliyiz en sarp yokuş yolları.
Çaydan geçmeliyiz…
Güzden ürkmeliyiz…
Hışımından yıkımından çekinmeden
seni aramaya çıkmalıyız bir çaresizlik içinde.
Sana ulaşmak andımız olmalı;
en ağıtlı şarkımızı yazmıştık yitirdiğimizde.

Ahhh ne kadar imkansızım sana yine!