Bosna-Hersek edebiyatının değerlendirilmesi, hangi açıdan ele alınırsa alınsın, onun temel edebi türünün hem de en çok gelişmiş türünün öykü olduğu sonucunu koyuyor. 2000 yılında yayımlanmış Bosna-Hersek Öykü Antolojisinin Önsöz'ünde Enver Kazaz tarafından ileri sürüldüğü gibi, Bosna-Hersek edebiyati, kendi kimliğini öykü türünde en güzel şekilde ifade etmiştir. Öykü türünde Bosna-Hersek edebiyatı kuşkusuz esetetik değerler ortaya koymustur. Yirminci yuzyılın ilk yarısında ülkemizde gelişen öykücülükte Bosna-Hersek edebiyatı kendini bir bütün olarak göstermistir. Bu özelliğini 1979 yılında Yovan Krşiç tarafından hazırlanmış ilk çağdaş öykü antoloji kitabında görmek mümkündür.
Modern Bosna-Hersek edebiyatının esasında siirin yer aldığı kadar öykü de yer alıyor. Günümüzün öyküsünün temellerinin 19. yüzyılın son on yılı içinde atıldığını söyleyebiliriz. Bilindiği gibi, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Bosna-Hersek toprağında büyük tarihî değişimler yaşanmıştır – o toprağı idare altına alan imparatorluklar değişiyordu. Osmanlılar geri çekilirken, Avusturya-Macaristan Ìmparatorluğu'nun iktidarı geliyordu. Bu büyük değişim kültür hayatını da yoğun bir şekilde etkilemiştir. Nitekim, o bölgede edebiyat alanında yaklaşık olarak on yıl süren ve ilgili kaynaklarda bir çeşit «susma» olarak nitelendirilen bir durgunluk yaşanmıştır. On dokuzuncu yüzyılın seksenli yıllarında ise, bir kültür dirilişi yaşanmaya başlamıştır. Bu diriliş atmosferini başlatan ve edebiyat yaşamını harekete geçiren iki somut ürün gösteriliyor. Bunlardan biri Mehmed Kapetanoviç Lyubuşak tarafından hazırlanan Halkımızın Edebî Zenginlikleri başlıklı bir kitap, ikincisi de Kosta Hörmann tarafından derlenen ve iki cilt halinde ortaya konan Bosna Hersek Halklarının Destanları başlıklı eserdir. Bu iki eser, adeta, kültür dirilişinin başlıca sembolleri olmuştur. Dirilişin ilk atılımını yapan aydın kişiler, edebî ürünlerini ana dilde ve Latin harfleriyle yazmaya başlayan yazarlardı. Bu bakımdan çağdaş Bosna-Hersek öykücülüğünün oluşmasında en önemli etkenlerden biri olarak, ana dilin ve Latin harflerinin kullanılması gösterilebilir. Bu bakımdan öncülük yapan iki yazarı anmak mümkündür. Bunlardan biri Edhem Mulabdiç, öteki de Osman Nuri Haciç'dir. Bu iki yazar daha on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında birer öykü kitabını ortaya koyarak bölgenin edebiyat hayatını yönlendirmişlerdir.
Daha sonra 1900 yılında Behar dergisinin ilk sayısı çıkmıştır ve edebiyata önemli ölçüde yer veren bu dergi uzun yıllar boyunca geniş okur kitlesinin ilgisini çeken bir dergi niteliğini korumayı başarmıştır. Ayrıca da 1903 yılında kurulan «Gayret» kültür derneği Bosna-Hersek'in kültür hayatına büyük katkılar sağlamıştır. Soylemek gerekir ki bir edebi tür olarak öykünün ülkemizde gelismesine 1900 yılından itibaren nispeten büyük sayıda yayımlanmaya başlayan dergi ve gazetelerin önemli bir katkısı vardi.
Kültür dirilişi olarak nitelendirilen bu dönemin, edebiyat alanındaki önemli bir özelliği, halkın folklor değerlerine dönüşünde görülüyor. Daha önceki dönemlere ait halk edebiyatı ürünleri sistematik bir şekilde toplanıp değerlendiriliyor, kültür dirilişinin üzerinde yükseldiği bir esas olarak kabul ediliyordu. Nitekim, «imparatorlukların değişimine» sahne olan bu dönem, yeni edebî ifadeleri ve dünyanın kavramasında yeni ideolojik görüşleri kendisiyle birlikte getirmiştir. Büyük değişimlerin yaşandığı o dönemde kendi kültürün temel değerlerini de korumak gerekiyordu. Bosna-Hersek yazarları da, modern anlamdaki şiirin, öykünün kaleme alınacağı biçimlerin arayışında bulunuyorlardı.
Şiire gelince, şiirin kökenlerini belirleme çalışmalarında sözlü halk edebiyatının, bunun yanı sıra «sevdalinka» adıyla bilinen Boşnak Şehir Şarkısı veya Boşnak Baladı olarak adlandırılan bir halk lirik şiir türü ilk sırada yer almaktadır. Bunun yanı sıra Boşnak halkından yetişmiş divan şairlerinin beyitlerinin daha sonraki kuşaklar tarafından örnek alınması, çağdaş Boşnak şiiri üzerine etkili olmuştur. Bu yelpazeye Boşnak hafızasında yer alan Ìslam öncesi, eski Balkanlar, Antik, Ortaçağ Bosna Devleti gibi dönemlerin mirasını katarsak, çağdaş Bosna şiirinin üzerinde yükseldiği değerleri genel çizgileriyle görmüş oluruz.
Öte yandan, öykü yazarlarının durumu farklıydı. Devraldıkları kültürde şiirin söz konusu olduğu için, onların devam ettirecekleri otantik ve gelişmiş anlatım modellerinin var olmasından bahsedemiyoruz. Bu durumda yukarıda anılan Edhem Mulabdiç ve Osman Nuri Hadzic, bunlarla birlikte Şemsuddin Sarayliç, Hivzi Byelavac gibi yazarlar, bir yandan sözlü edebiyatın naratif (anlatı) biçimlerine, öte yandan «doğu öyküsü» ve «fıkra» gibi edebî türlere başvururlardı. Bu nedenle ilgili dönemde yoğun bir şekilde toplanıp değerlendirilen folklor öğeleri, adı geçen yazarların öykülerinde yer almıştır. Nitekim, aynı dönemde Avrupa edebiyatlarında da tercih edilen neo-romantik poetikasının temelinde folklor mirası ve «doğu hikâyesinden» alınan hayal gücü önemli bir yer almıştır.
Bu erken dönem öykü yazarları için, aile kurumunu yücelten, huy güzelliğini, sevmeyi ve sevilmeyi teşvik eden bir tutum içinde olduklarını söylemek mümkün. Onların öykülerinde derin dramatik çatışmalar yoktur, onların kahramanları öykünün sonunda gene dünya ile insan arasında denge kurmayı, uyum sağlamayı başarırlar.
Bu erken dönem Bosna öykücülüğünün ileri sürülmesi gereken önemli bir boyutu lirik atmosferidir. Bosna yazarlarının önemli bir özelliği olarak, epik geleneğine değil, lirik geleneğine sadık kalmaları görülüyor. Erken dönem Bosna öyküsü gerçek hayatta yaşananlarla, şahsî tecrübeler arasında bağlantı kurar. Bu öykülerde görülen konu ve anlatım biçimindeki çeşitlilik aynı zamanda estetik değerlerin yerine getirildiği anlamına gelmiyor. Yalnız, gerçek şudur ki bu erken dönem öykücülüğü, en azından 1918 yılına kadar sürdürülecek önemli akımların ve yaklaşımların başlangıcıdır. Edhem Mulabdiç ve Osman Nuri Haciç'den sonra gelen öykü yazarlarının bazıları, kaleme aldıkları ürünlerine neoromantik bir atmosfer vermişler, bir noktaya kadar didaktik havası da katmışlardır. Yazarların diğer bir kısmı ise, öykülerinde naturalist anlatım tarzını geliştirmişlerdir.
Modern edebiyat bilincinin gelişmesi aslinda sözlü edebiyati temelindeki toplum planindan birey planina geçilmesiyle başlamıştır. Folklor ürünlerinin idilik atmosferinden vazgeçmeyi tercih eden ilk öykü yazarı olarak Hamid Şahinoviç'i anmak gerekir. Bu atmosferi Şahinoviç Behar dergisinde 1901 ile 1910 yılları arasında yayımladığı öykülerine, zamanın toplumsal ve ekonomik sorunlarının küçük insan üzerindeki etkilerini bir aydın bakışıyla taşıyor. Gerçi ezilen, fakir insanlarının ruh yapılarını yansıtan bu öykülerin estetik boyutu neoromantik atmosfere sadık kalır. Bununla birlikte Hamid Şahinoviç, Birinci Dünya Savaşından önceki yıllarda başarılı öykülerini ortaya koyan Abdurrezak Hivzi Byelevac, Nafiya Sarayliç, Ìsak Samokovliya, Petar Koçiç, Svetozar Çoroviç gibi öykü yazarlarına yol açmıştır. Bu yazarlar, ele aldıkları konuları aydın tutumuyla işleyerek, o dönemde «vazgeçilmez» olduğu sanılan abartılı üslüptan vazgeçmişlerdir. Onların öykülerinden edebiyatın neosembolik akımlarını benimsedikleri görülüyor.
Edebiyat tarihçisi Zdenko Leşiç tarafından ileri sürüldüğü gibi, 19. yuzyılın sonu ve 20. yüzyılın ilk yarısı Bosna-Hersek edebiyatında öykü dönemi olarak nitelendirilebilir. Bu görüşünü edebiyat tarihi planından edebiyat sosyolojisine taşıyan Leşiç, söz konusu yılları sadece öykü dönemi değil, aynı zamanda öykü için uygun dönem olarak da değerlendiriyor ve görüşünü şu şekilde açıklıyor: „O yıllarda yaşamın kendisi, sanatı yönlendiriyordu. O yıllarda yaşam tarzı öykünün özüne uygun olan malzemeleri ortaya koymuştur.»
O dönemde kaleme alınan Bosna-Hersek öyküsünün başarılı örneklerinde kahraman, toplumsal düzenin dağılmasını engellemek ve geleceğin üzerinde imar edileceği fikri ortaya koymak amacıyla varolmanın otantik değerlerinin arayışı içindedir. Bosna-Hersek öyküsünde görülen poetik modelinin bu boyutu göz önüne alındığında, o dönem öykusü için kısa roman niteliğini taşıdığı da söylenebilir. Nitekim, bu görüş, yukarıda andığımız ilk antoloji kitabının önsözünde Yovan Krşiç tarafından ileri sürülmüştür. Bu dönemin belirgin özelliği, öykülerin sade bir dille yazılmış olmasında ve dilin poetik islevi uzerinde durulmasında görülüyor. Bu özelliklerin tipik bir anlatım uslubunu ortaya koyduklarını söyleyemediğimiz halde, uslubun tipik cizgilerinin belirlendiğini söylemek mümkündür.
Bilindiği gibi, modern edebiyatta öykü, kurgu üzerinde imar ediliyor, hatta öykünün dünyası tarihten ya da gerçek yaşamdan alındığı zaman bile, öykü kurgu üzerinde yükseliyor. Kurgu modelini gene folklor mirasından almış olan Bosna öyküleri, ilk yazarlarda görülen didaktik işlevini arkada bırakarak daha çok kurguya yönelmeye başlamıştır.
Bu anlayışı Birinci Dünya Savaşından sonraki yıllarda ortaya çıkan öykülerde görmek mümkündür. Hamza Humo ve Ahmed Muradbegiviç gibi yeni kuşak öykü yazarları dönemin ekspresionizme (izlenimcilik) dayanan avangard (öncü) atmosferine kendini bırakmışlardır. Eleştirmenlerin çoğu Hamza Humo'nun öykülerinde yoğun bir lirik boyuttan söz ediyor. Bunu ise, Birinci Dünya Savaşından sonra yeni kuşak edebiyatçılarının benimsediği büyük lirik inkilabına bağlıyor. Hamza Humo'nun başarılı lirik romanı Çalıkuşunun ötüşleri günümüzde de edebiyat tarihçilerinin ve edebiyat araştırmacılarının sık sık başvurdukları eserdir.
Ahmed Muradbegoviç Nuh'un Gemisi başlıklı ilk öykü kitabında Bosna öykücülüğünde nispeten uzun süre devam ettirilen neoromantik öykülerde görülen geleneksel anlatımdan vazgeçerek ekspresionizm anlatımının tecrübesini benimsemiştir. Kendisinden önceki yazalardan farklı olarak Muradbegoviç aileyi statik (durağan) ve huzurlu bir kurum olarak göstermiyor, kendisi aile evreninde yaşanan çeliskileri, farklı görüşleri, geleneksel değerlerin farklı değerlendirilmesinı öykülemeye çalışmıştır.
Ahmed Muradbegoviç'in ve Hamza Humo'nun açtıkları izden yürüyerek Hasan Kikiç, Ziya Dizdareviç ve Skender Kulenoviç gibi yazarlar kendi yöre insanının hayatından kesitler vermeye devam etmişlerdir. Hasan Kikiç'in ilk öykülerinde geleneksel neoromantik Boşnak öykücülüğünün belirtileri belirgin bir şekilde farkedilirken, olgun yaşlarında kaleme aldığı öykülerde kompleks bir yapıyla, farklı anlatım biçimleriyle karşılaşıyoruz. Bu öykülerinin çoğunu yazar, Skender Kulenoviç ve Safet Krupiç'le birlikte çıkarmaya başladıklari Rehber başlıklı dergisinde yayımlamıştır. Böylece Hasan Kikiç, Rehber dergisi yoluyla kendisinden sonra gelecek yazarlar kuşağı üzerine büyük etki bırakmıştır.
Skender Kulenovic ve Ziya Dizdareviç sosyal konular üzerine eğilerek Bosna kasabalarında sürdürelen hayattan kesitler sunarlar. Ziya Dizdareviç'in öykülerinde artık o pseudo-romantik dünya tablosu yoktur, yoksun, taşrada unutulmuş Bosna halkının gerçek hayatına yer verilmiştir. Öykülerinde ayrıntılara büyük önem veren Ziya Dizdareviç için ayrıntılar ustası diyebiliriz. Aslında kendisi bu ayrıntılarla Bosna mentalitesini ve iki dünya savaşı arasında yaşanan sosyal gerçekleri örten perdeyi aralamıştır.
Ìki dünya savaşı arasındaki dönemde Bosna-Hersek edebiyatında önemli bir yer Ìvo Andric'e aittir. Bu yazar, her kesimden insanin yaşantısını ele alır, ruh çözümlemelerine girer, toplumsal çelişkileri gerçekci bir anlatimla belirler. Ìvo Andriç'le ilgili ileri sürülmesi gereken önemli bir husus da, bu yazarın, kaleme aldığı öykülerde o yıllara kadar Bosna-Hersek edebiyatında edinilen anlatım tecrübesinin bir sentezini sunulmasında görülür. Ìvo Andriç, Çamil Siyariç ve Ìsak Samokovliya gibi yazarların öykülerini, Ìkinci Dünya Savaşından sonra kaleme alınmış öyküler için sağlam temellerin oluşurulmasını sağlayan ürünler olarak değerlendirmek mümkündür.
Sosyal konulu öyküler Ìkinci Dünya Savaşından sonra da devam ettirilecektir. Nitekim bu eğilim, Ìkinci Dünya Savaşından sonra kurulan Yugoslavya'nın diğer bölgelerinde de kaleme alınmış edebî ürunlerde görülüyor. Sosyal realizmin başlıca özelliği ise, yaratıcı bilincin ideolojik unsurlarla uyum içinde olmasında görülüyor. O dönemin düzyazılarında vazgeçilmez konular olarak savaş ve yeniden yapılanma yer alıyor. Edebî ifadenin başlıca turlerinin de reportajlar, günlükler ve anı yazıları olduğu göze çarpmaktadır. En önemli estetik değer olarak ise, konunun ilginç bir şekilde anlatılmasında kullanılan uslüp kabul edilmiştir. Esasında «edebiyat dışı» bir ölçüt olan bu estetik değerin edebî yazılara uygulanmış olması, Skender Kulenoviç, Zaim Topçiç, Meşa Selimoviç, Derviş Suşiç gibi yazarların erken öykülerini ve öteki düzyazılarını son derece etkilemiştir. Bu yazarların erken öykülerinde görülen ortak bir özellik olarak «yeni realizm» ileri sürülebilir. Onların anlatıcıları daima objektif olup çevresinde yaşananları seyreden ve anlatan objektif anlatıcıdır. Bu anlatım biçimi Bosna-Hersek edebiyatında uzun bir süre hakimiyetini korumuştur. Hatta, Yugoslavya'nın öteki bölgelerinde kaleme alınmış edebî eserlerde bırakıldığı yıllarda bile Bosna-Hersek edebiyatında sürdürülmüştür. Büyük Hırvat yazarı ve aydını Miroslav Krleja tarafından 1952 yılında Lyublyana Kongresinde ortaya konan «özgür yaratıcılık» görüşü, Skender Kulenoviç, Ivan Focht ve Ivan Fogel'ın düzyazılarında «Bosna yankısını» bulacaktır.
Geleneksel anlatım biçimlerinden vazgeçecek genç yazarların yeni kuşağı altmışlı yılların başında ortaya çıkacaktır. Aliya Ìsakoviç, Mirko Kovaç, Vitomir Lukiç Sead Fetahagiç, Nejad Ìbrişimoviç gibi yazarlar, modern anlatım ifadesinin yeni biçimlerini öykülerine taşıyacaklardır. Nitekim, bu yazarların edebiyat sahnesine çıkmadan önce bile yukarıda anılan Skender Kulenoviç, Meşa Selimoviç ve Derviş Suşiç'in yazılarında sosyal-realizm'den modern ifade tarzına geçiş görülür. Dolayısıyla, bu yazarların sahici bir damarından söz etmek için sonraki yapıtlarını beklemek gerekiyordu. Meselâ, Mehmed Selimoviç'in Sis ve Ayışığı öyküsü yazarın yaratıcılığında önemli bir olgunlaşmayı yansıtıyor, hatta Bosna-Hersek edebiyatında, günümüzde olduğu gibi daha uzun süre, kuşkusuz, önemli bir yer tutmaya devam edecek Derviş ve Ölüm ve Kale romanlarını muştulayan bir öykü olduğunu söylemek mümkün.
Genel önem taşıyan konulardan bireyi öne çıkaran konulara geçiş süreci, Derviş Suşiç'in öykülerinde de güçlü bir şekilde kendini göstermiştir. Bu anlamda onun «Ìsyanlar» başlıklı öykü kitabını anmak gerekir. Bu dönem öyküleri ve düzyazıları için, düşüncemize göre, ileri sürülmesi gereken bir husus şudur ki anlatım zamanı gene Ìkinci Dünya Savaşıdır. Anlatım zamanı değişmediği halde bu edebî yazıların konusu ve estetik açılımları itibariyle önemli değişmeler görülüyor.
Yirminci yüzyılın ortasında gerçek bir öykü yazarı olarak nitelendirilebilen yazı ustalarından biri Çamil Siyariç'tir. Olağanüstü anlatı tekniğini geliştiren bu yazar öykülerinde taşra yaşantısının olay ve durumlarına modern bir perspektifden bakmayı sürdürüyordu. Öykülerinde yer verdiği karakter/ler yaşadığı çevrenin ayrılmaz bir parçasıdır, toprağına, ocağına bağlıdır, güneşe ve bulutlara bakarak bunlardan ertesi gününün nasıl geçeceğini tahmin etmeye çalışır. Onun kahramanları daima dengenin arayışındadırlar. Nitekim, özlenen denge Doğunun ve Batının tecrübelerinin karşılaştığı mekanda bulunur. Böylece Siyariç'in öykülerinde Bosna halkının ve Bosna edebiyatının bir nevi «amalgam» niteliğini taşıyan kısmetini bulmak mümkündür.
***
Altmışlı yıllarda Bosna edebiyatının öykü yazarları arasında yeni bir nesil ortaya çıkmıştır. O yıllara kadarki Bosna öykücülüğü, Ìvo Andriç'in, Meşa Selimoviç'in ve Mirko Kovaç'ın öykülerinde görüldüğü gibi, modern Avrupa edebî akımlarını takip ettiği halde, genel çizgilerde memleket-folklor psikolojisi çerçevesini geçememiştir.
Aliya Ìsakoviç'in Trafik Ìşığı ve O insan başlıklı öykü kitaplarında geleneksel anlatı modeli ve tecrübesiyle artık karşılaşmıyoruz, anlatıcının bakış açısı değişmiştir. Anlatıcı artık toplumun ya da kişilerin hayatındaki olay ve durumları tarafsız bir şekilde anlatan ve herşeyi objektif olarak bilen anlatıcı değildir. Isakoviç'in öyküsünde anlatılan her şey bilincin devamlı hareket içindeki «şeridinde» oluyor. Ìsakoviç, hayatı bir bütün olarak öyküsel planda kucaklıyor. Öyküleriyle ilgili ayrıca ileri sürmek istediğimiz bir husus ise, bu yazarın öykü dilini sağlam bir yapıya oturtmuş olmasıdır. Nitekim, Isakoviç'in Edebî Eserleri başlığı altında 2006 yılında yayımlanan kitap, Bosna-Hersek'in bu yazarıni, onun aydın kişiliğini en güzel şekilde tanıtıyor.
Ìsakoviç'in ortaya çıkmasıyla birlikte Nejat Ìbrişimoviç'in ilk öykü kitabı da meydana çıkmıştır. Bu ilk kitabıyla bile yeni bir anlatım biçimini hedeflediğini gösteren Ìbrişimoviç, güçlü bir kalem olacağı müjdesini vermiştir. Bundan sonra gelen kitapları okurların hep daha fazla ilgisini çekmiştir ve geçen yıl okurlara sunulan Baki başlıklı romanı şimdiden bile Bosna-Hersek edebiyatının verdiği en büyük, en önemli eserler arasında yer almıştır. Aliya Ìsakoviç'in, Vitomir Lukic'in, Nejat Ìbrişimoviç'in ve Sead Fetahagiç'in öyküleri, Bosna-Hersek'te altmışlı ve yetmişli yıllarda görülen öykücülüğün en bariz özelliklerini taşıyor. O dönemin öykücülüğünde Kami, Sartr, Borhes, Markezin eserlerinden edinilen tecrübelerin yerli öyküye taşıdığını görmek mümkündür.
Bu durumda Yeni Öykü eğiliminin esin kaynağını altmışlı yıllara dayandırabiliriz. Bundan sonraki yıllarda Bosna-Hersek öykücülüğü, yeni öykü yapılarınının arayışı içinde varlığını sürdürüyor. Bu çabaya katılan yazarların hepsini anmak zor olacaktır, ama bazılarının adlarını hatırlatmadan konuyu geçemiyoruz.
Kendi öyküsünü kurmayı başaran Ìrfan Horozoviç, her yeni kitabında daha fazla olmak üzere geleneksel verilerle irtibat kurarak işlediği konuları modern yapılarda sunuyor.
Bosna-Hersek edebiyatının günümuzde sahip olduğu en güçlü kalemlerden biri Cevat Karahasan'in yazma eylemini tek sahici etken olarak benimsediği anlaşılıyor. Aynı zamanda bir yazar ve bir düşünür olan Cevat Karahasan, öykülerin yanı sıra, Şahriyarın Yüzüğü ve Doğu'nun Divanı gibi iki değerli roman okurlarına sunmuştur. Burada kendisinin kaleme aldığı denemelerin son derece başarılı olduğunu anmadan geçemiyoruz. Cevat Karahasan, Mirko Kovaç ve Ìrfan Horozoviç, Bosna-Hersek edebiyatinda, modernizmden postmodernizm poetikasina geçiş sürecini yönlendiren yazarlar olarak görülüyorlar.
Niyaz Alispahiç için çok yazı yazan bir öykücü olduğunu söyleyemeyiz, ama Alispahiç okuruna sunduğu her öyküsünde, öykü adına neye ulaşmak istediğinden emin olduğunu gösteriyor
. ***
Böylece, 80 ve 90 kuşağı öykücüleri, 60'larda sağlamlaştırılan yapıyı daha da pekiştirmeyi, güçlendirmeyi, ileriye götürmeyi başarmıştır. Kuşkusuz modern öykünün biçimlenip çoğalması 80 öncesinde oldu, daha sonra 80 sonrasında bu modern biçimin yelpazelenmesi söz konusudur. Bu bağlamda Huseyin Başiç, Rusmir Mahmutçehayiç, Yasmina Musabegoviç, Fatima Muminoviç, Zlatko Topçiç gibi öykücüleri, bu yelpazeyi oluşturan öykücelerden bazıları olarak sayabiliriz.
90 kuşağı öykücüler yeni bir yaşam tecrübesinden geçerek, öykünün konusunda bir deprem meydana getirmişlerdir. Doksanlı yıllarda Bosna-Hersek'te kaleme alınmış öykülerin konusu, savaşın getirdiği yaşam koşullarıdır. O dönemde öykü sayısının artması göze çarpıyor. Göze çarpan diğer bir husus ise, bu öykülerde şiddetin yer bulmadığı olarak nitelenebilir. Bu öykülerde savaşa karşı isyan var, ama insana karşı nefret yoktur. Yasmina Musabegoviç ve Fatima Peleşiç gibi öykücülerin bazıları o yıllarda kaleme aldıkları yazılarına feminal seslerini yükselttiler. Hazim Akmaciç gibi bazılarının öyküleri bir özlemi yansıtıyor. Sead Trhuly, mesela, daha çok gerçekçi anlatımı tercih eden yazarlar arasında yer almıştır. Zlatko Topçiç ise, savaş yıllarında kaleme aldığı öykülerine alaycılık havasını vermiştir. Savaşın son yılı 1995'te hayatını kaybetmiş olan genç yazar Karim Zaimoviç, arkasında bıraktığı öykülerde insanın bir tür iç gerçekliğine eğilmeyi tercih etmiştir.
2000 kuşağı öykücüleri için artık savaş yılları arkada kalmıştır, onlar da yeni arayışlar içindedirler. Bu genç öykücülerin yetkin ürünler vermeye başladıkları göze çarpıyor. Bu bakımdan, ülke dışında yaşayan ama ülke ile irtibatını sürdüren ve kendilerini Bosna-Hersek yazarları olarak tanıtan öykücülerin önemli bir katkısı vardır. Bunlardan, deneysel ve biçimsel öyküleriyle Bosna-Hersek öykücülüğünü ileriye taşıyabilecek uzun soluklu bir öykücü olarak Milyenko Yergoviç'i anmak gerekir. Öykücü olarak başladığı halde son yapıtlarından dolayı kendisini daha çok başarılı bir roman yazarı olarak tanıtmak zorunda olduğumuz Aleksandar Hemon da Bosna-Hersek edebiyatında önemli bir yere aittir.
Biz gene Bosna-Hersek'te yaşamını sürdüren öykücülere dönelim. Alma Lazarevska Modern Sanatlar Muzesinde Ölüm çok başarılı öykü kitabında deneysel ve son derece entellektüel öyküleri okurlara sunmuştur. Fatima Pelesiç taşrada bireyin iç sıkıntılarını, kendiyle yüzleşmelerini öykülerine konu etti. Ìsnam Talyiç bir dönem sürgün yaşamının tanıklığını yaparak tarihe de ışık tutmuş oldu. Nenad Veliçkoviç öyküleriyle bilinci zorladı. Goran Samarciç, bireyin yalnızlığını/yabancılaşmasını izlek olarak seçti. Modern biçemi de ayrıca dikkat çeken yanı. Önce şair olarak, daha sonra öykü yazarı olarak tanıdığımız Ferida Durakoviç dizilerinde de düzyazılarında da savaşın acımasızlığını, insanın savaştaki duygularını ve kayıplarını ele alıyor. Öykülerinin kahramanları, kendisi gibi, hayatın en güzel yaşlarında savaşla yüzleşiyorlar. Bu da onun, bir sanatçı olarak kendisine edindiği bir hak sayılabilir.
***
Çağdaş Bosna-Hersek öykücülüğünün, bunun gibi kısa bir yazıda tüm renklerini yansıtmak zordur. Burada gerçek öykü ustalarımızın çalışmalarından bahsetmeye gayret ettik.
KAYNAKLAR
Durakovic, Enes. 1995. Antologija bošnjacke pripovijetke XX vijeka. Sarajevo: Alef. [20. Yüzyıl Boşnak Öyküleri Antolojisi]
Isakovic, Alija. Djelo univerzalnog duha. 2005. Sarajevo. Vijece Kongresa bošnjackih intelektualaca. [Universal ruhun eseri].
Kazaz, Enver. 1999. Antologija bosanskohercegovacke pripovijetke. Sarajevo: Alef. [Bosna-Hersek Öyküleri Antolojisi].