|
'Vahşi Sayılar'ı okurken
şiir kitabı 'ğ' ile çakıştım. Birbirlerini olağanüstü çekiyordu. Birincisinin
kapağında rakamlar, diğerinde harfler vardı. Zihnimde bir şimşek çaktı:
AŞKENCE: Vahşi ve asal bir imgeydi..
.Anatole Millechamps
de Beauregard 1823'te oyun olsun diye vahşi sayıları bulmuştu. Ona göre
her sayıyı eğer sabırla kışkırtırsanız ortaya bir de vahşisi çıkıyordu.
Mesela 0'ın vahşi sayısı 11, 1'inki 67, 2'nin vahşisi 2...
Beauregard elli vahşi
sayı bulup 51'inciyi bulana verilmek üzere ortaya büyük miktarda bir para
koymuş. Kumar tutkusu ve yaşadığı hızlı hayat genç yaşta ölümüne sebep
olmuş. O günden beri matematikçiler 51 ve diğer sayıların vahşisinin peşindeler.
Aşkence de vahşiliğiyle
beni günlük hayatın hızından alıkoyup matematiksel bir sezgiyle fısıldadı:
"Burada bir sanatsal bileşim var, çözümünü bekliyor," diyordu...
Aşk işkence aşk işkence,
aşk ence, aşkence dirrr! Bu imge aşk ve matematiğin zihinsel bir tutku
olduğunu, müziğini, gizemini, uyumu ve güzelliğiyle hayatın kendisine
olan bağlılığını da hatırlattı.
Asal imgeler, kışkırtılması
oldukça zor olan kalitesi yüksek matematiksel duygular, düzenlere duyulan
aşk içinde yolculuk ediyorlardı. Vahşinin sözlükteki tanımı 'yabanıl'
çok zayıf bir duygu bıraktı bende. Oysa vahşilik daha geniş bir alanda
güçlü görünüyordu.
Aşkence; vahşi bir
orman yangını, çabuk yayılan ve önündeki duyguları da yakıp tutuşturan,
kül eden bir anksiyete gibi...Iki farklı duygu birbiri içine dalgaları
aracılığıyla girip karmaşa yaratıyor. Aşkence'nin haritasına baktığımda
sıradağların, ovaların, denizin fırtınalarıyla buluşup acı çektiğini hişettim,
gördüm. Eros yıldırımdan okunu, aşk içinde kıvranan bir gemiye saplamıştı.
Artık o acısını dindirmek için ya sulara gömülecek ya da hasta balinalar
gibi kendini dalgalara bırakacaktı çaresiz.
Aşk ve işkencenin
kesişiminde zihinde gezinen serbest radikallerin etkisi büyük; baskılar,
gelenekler ve toplumsal yaşayışın tutuklu halleri...Aşkence bu akli yetmezlikleri
aşarak öteki cins bir imge çerçevesinde, üst üste yağan sağnak duygulardan
toprağa düşen boynu bükük yaralı bir resim verdi. Doğrusu Aşkence'nin
başka bir dile geçerken tercümede yaratacağı gerilimi, imkansızlığı şimdiden
görerek seviniyorum. Çünkü çevirmen imgeyi aynen almak zorunda kalacak.
Aşkence'nin şairi
Beauregard gibi harflerle oyun oynuyor, sonra poz poz geçirimli, belirsiz
fotoğraflar bırakıyor. Ehli olan bir pozdan yola çıkmış bu vahşi imgeyi
düşünürken, duygularım içime yazılmıştı. Beni bu noktada keyiflendiren
şey, bir imgeyle şairin şiir tarihinin yazılabileceğini deneylemem olacaktı.
Şairine sorsam: "Aşkence'de
oyun var. Aşkın verdiği işkencenin büyüklüğünü anlatıyor. Esas önemli
olan şey aşk ile işkence sözcüklerini eşleştirerek birbirlerinin acısını
dindirmesi için bir oyuncak imge yaratmaktı amacım. Aşkın, işkencenin
acısını çağrıştıran şeyler içinde olduğunu söylüyorum, tatlı bir işkence
sızlanmasıyla...Sakın ha iyileştirmeyin.
Üzülmek incelik isteyen
bir şeydir. Siz üzülürsünüz ama, duygulu iyi bir insan olduğunuzu hişedersiniz.
Taş bunu hişetmez. Bir sızıyı duymanın hazzı vardır. Tatlı tatlı sızlanıyorum.
Fuzuli'nin dediği gibi ben aşktan şikayetçi değilim. Vazgeçilmez tatlı
bir derttir o, insan olduğumuzu hatırlatır. Ve aşk bana gereği kadar açık
elli değil. Sevebileceğim kadar sevilmedim hiç.
Aşkence arafta kalan
bir sözcük; ne cennetlik ne cehennemlik, ne vahşi ne ehli. Hem vahşi hem
ehli: Iki kapıda da elleri, ayakları var. Aşkın tatlı hoşluğuyla acılı
sızısı birbirine karışınca aşkişkencemsi, kekrek bir tat çıkıyor ortaya.
Elbette imlerin de bir tadı var. Sözcüklerin karışımından giderek yeni
sesler, renkler, temaslar meydana getirebiliyorsun. Bir aşılama yapıyorsun.
Aşk ile işkence sözcüklerinin varlıklarının ağırlığını aşıladım birbirine.
O ne yalnız başına aşkı veriyor ne de işkenceyi. Bu aşılamayla ehli olan
aşkı biraz vahşileştirerek çok vahşi olan işkenceyle buluşturdum. Hem
aşk hem işkence bir ve beraber oldular, bu bir uzlaşı. Evet Aşkence bir
şairin şiire bakış açısının bütünü hakkında bir fikir verebilir, bir hayat
tarzının tanımı olabilir ve belki Tanrının bir kurgusu, dünyanın, yaradılışın
karakteridir bu...Hayatın ayarı böyle. Aşkence'de yaratıcının düzenini
bulmaya ve tanımlamaya çalıştım. Dünyada gördüğüm, hişettiğim bu, rahat
yok: 'La rahat-ı fiddünye.'
İşkence aşk yapıyor,
aşk işkence ediyor. Hayatımda aşkı da görüyorum, işkenceyi de. Çünkü aşk
için büyük güç gerekir. Meylim var, gücüm az, demeye getiriyorum. İşkence
var diye korkup kaçmıyor, vazgeçmiyorum aşktan. Her şey bir soluğumu,
ruhumu bir soluk yüksek mertebeye ulaştırmak, daha yüksek ve muteber bir
makamdan solumak, bir basamak daha güzellik, sevgi ve incelikle ruhun
ve varlığın hafifleyip yükselmesi için..." der belki.
Aşkence'nin yüzünde
taptaze bir acı, keder ve rahatsızlık; inceliklerle, oyunsu bir yaratıcılıkla,
yetinmezlik ve bilinmezliklerle kurulup kurgulanan bir imge inşası var.
Aşkın âşıkta yarattığı maddi, manevi aşırı eziyetin, duyuların çatkısında,
birbirine sızılı bir bağlılık ve sevgi var. Işte bu vidalanma ve sıkıştırmadan
olsa gerek âşık acısını hafifletmek için kendini kelimelerle oynayarak
teselli ediyor, birazcık yabancılaştırıyor aşkla işkenceyi; kendisiyle
gerçeği ehlileştirerek. Aşkence'deki bu estetik ve grotesk aşkınlık, aşkın
büyüsünü bozuyor. Insan, aşkı oturttuğu tahtı işgal ediyor yine insani
bir yöntemle. Bu güzel oyun doğrusu ten elbisesine pek de yakışıyor.
Aşkence'nin imge serüveni
spiral bir döngüyle sürüyor. Aşkın ence'si de var zihnin duygu yollarında,
rastladığı derin kuyulara korkusuzca dalıyor şair, enikonu anlamında aşkın
en ce'sine de.. İişte oyunun en şerbetli yeri burası. Şerbet dedim de
aklıma Afganistan'da Batılı bir fotoğrafçı tarafından resmi çekilen ve
dünyaya gözlerindeki birçok korkudan bakan kadın geldi. Şerbet'in tuhaf,
yeşil gergin irisinde savaş, ölüm, yoksulluk, işkence sahnelerinden insan
resimleri vardı, görüyordum.
Aşkence imgesi, 'sözcüklerle
oluşturulmuş bir resim'se, "Ey yazar, burada çizimin ilettiği tüm
düşünceyi hangi harflerle aynı yetkinlikte anlatabilirsin?" diyen
Leonardo da Vinci'ye bir gönderme yapmadan geçemem. Şair de reşam da model
ve imgelerini, duyguların, hayallerin ve rüyaların renkleriyle çizer.
Resmin fırçasıyla, sözün kalemi bir ve aynı mürekkebe banar.
Bu yazıda Aşkence'nin
resmini çizdim, anlamının izini sürdüm ve geldiğim kaldığım yer burası.
"..kurumundan geçilmiyor acının"
27.Nisan.2002
Not:
[ Aşkence : ğ, s: 61, Sururi Baykal ]
|