Kısa öyküler dar alanlara sıkıştırılmış
az sayıda sözcükle yoğun anlamlar aktarma gücüne sahip olan sanatsal
iletişim araçlarıdır. Kısa öykünün üç önemli belirleyici özelliği
vardır: Kısalık, yoğunluk ve birlik. Bu tür öyküde anlam
yoğunluğu, doku zenginliği ve biçim sıklığı en belirgin
özelliklerdir. Her satır, her sözcük, her hareket, hatta yapının kendisi
bile ikili bir anlam taşıyabilir. Yazara tanınan küçük alanda pek
çok şey başarılır (Miller ve Slote, 1964: 509-516). Kısa öykü iki
nedenden dolayı kısadır:
(1) Öykünün içeriksel ve nesnel ölçüleri
küçük boyutlara sahiptir.
(2) Yazar okuyucu üzerinde sanatsal bir etki yaratmak ve bu etkiyi
artırmak amacıyla öykünün içeriğinin boyutlarını kasıtlı olarak küçültür
(Friedman, 1988: 157-158).
90'lı yılların Türk öykücüleri derin
yapılarında geniş anlam ve anlatımlara gönderimde bulunan özgün dil
kullanımlarına başvurarak yeni yöntemler geliştirme eğilimindedirler.
Son on yılda, öykü yazarlarımızın okuyucu üzerinde yoğun bir etki
yaratmaya çalışmaları, özgün, özgür ve deneysel biçem denemeleri arayışında
olmaları 90'lı yılların öykülerine akışkan biçimsel özellikler katmakta,
onları kendilerine özgü estetiğe ve biçimsel değişkenliğe sahip bir
sanat türünün ürünleri haline getirmektedir.
Yukarıda sözüedilen bu özelliklerinden
dolayı, 90'lı yılların öykücülüğünde kimi belirgin özellikler taşıyan,
bu nedenle de incelenmeğe değer ayrı bir tür oluşturabilecek nitelikte
bir grup öykünün varlığı dikkati çekmektedir:
Minimalist öykü (minimalist story) ya
da küçük ölçekli kurmaca (micro fiction) olarak da adlandırılabilecek
çok kısa öyküler (short short story) insan yaşamlarından dondurulmuş
kısa anlar, yaşanmış küçük olaylar, anekdotlar, kurulan düşlerden
birisi, bir monolog, bir içsel konuşma ya da bir episod olarak okuyucunun
karşısına çıkmaktadır. Bu tür öykülerde başkişinin bir düşünce biçiminden
ya da bakış açısından bir diğerine geçmesi; yepyeni bir olgunun farkına
varması; belirli bir şeyi yapmaya karar vermesi; bir düş kırıklığını,
bir yanılgıyı anlaması; kimi zaman içselleşme, kimi zaman sorgulama,
kimi zaman da bir eleştiri biçiminde anlatılmaktadır. Jerome Stern
Micro Fiction adlı 'çok kısa öyküler' antolojisinin giriş bölümünde,
Florida Eyalet Üniversitesi'nin 'Dünyanın En İyi Kısa Kısa Öykü' (World's
Best Short Short Story) yarışması için en fazla 250-300 sözcükten
oluşan öykülerin gönderilmesini istediğini belirtmektedir (Stern,
1996: 15-16). Bu tür öyküler okuyucuyu yoğunlaştırılmış anlamları
ve gizleri çözmeğe davet eden özgün ve deneysel dil kullanımlarına
sahiptirler. 90'lı yıllarda ürün veren genç öykücülerden A. Doğan,
H. Ergülen, T. Günersel, A. Gürdal, Ö. Karabulut, S. Kaygusuz ve M.
Yalçın tarafından yazılan kimi öykülerin yukarıda sözüedilen türde
küçük ölçekli kurmacalar sınıfına girdiği görülmektedir. Adı geçen
bu öykü yazarlarının aşağıdaki kaynakçada değinilen öykülerini birer
örnek olarak ele almak yerinde olacaktır:
Doğan, Ahmet Erkan. 1998. 'Kukla' Adam
Öykü, sayı 14, Ocak-Şubat S. 124 (128 sözcük - 28 tümce)
Ergülen, Haydar. 1998. 'Aşk ve Golf' Adam Öykü, sayı 19, Kasım-Aralık,
ss: 119-120 (189 sözcük - 22 tümce)
Günersel, Tarık. 1997. 'Eser' Adam Öykü, sayı 13, Kasım-Aralık,
s: 111 (70 sözcük- 7 tümce)
Günersel, Tarık. 1997. 'Bir Evlenmeme' Adam Öykü, sayı 13,
Kasım- Aralık, s:111 (160 sözcük - 24 tümce)
Günersel, Tarık. 1998. 'Üçümüz' Adam Öykü, sayı 18, Eylül-Ekim,
s: 64 (81 sözcük - 18 tümce)
Gürdal, Ayşegül. 1996. 'Korkuyu Beklerken' Adam Öykü, sayı
5, Temmuz- Ağustos, ss: 135-136 (54 sözcük - 11 tümce)
Karabulut, Özcan. 1990. 'Hayatımızın Yumuşak Günleri' Hüzünle Bazı
Günler, Ankara: Yazıt Yayınevi, ss: 73-73 (126 sözcük- 16 tümce)
Kaygusuz, Sema. 1997. 'Çay Parası' Adam Öykü, sayı 10, Mayıs-Haziran,
s: 116 (178 sözcük - 18 tümce)
Yalçın, Murat. 1996. 'Sevgi ile Korkut' Adam Öykü, sayı 7,
Kasım- Aralık, s: 139 (93 sözcük - 14 tümce)
Yukarıda sadece 9 tanesine örnek olarak
değinilen, sözcük sayısı 54-300, tümce sayısı ise 8-40 arasında değişen
ve 90'lı yıllarda gittikçe sayısı artan bu tür öyküler ayrıca incelenmeğe
değer görülmektedir.
Burada Harold Blodgett'in, Edgar Allan
Poe'dan aktardığı şu sözlere değinmek yararlı olacaktır: "Becerikli
bir edebiyat sanatçısı bir masal kurar. Bilge bir insansa, düşüncelerini
olaylarına uyacak biçimde düzenlemez; ancak özel bir düzenle, işlenecek
olan benzersiz ya da tekil bir etkiyi zihninde oluşturduktan sonra,
bu olayları yaratır: ancak bu olayları, önceden düşünülmüş etkiyi
oluşturmasına en çok yardımcı olacak tarzda bir araya getirir. Eğer
başlangıç cümlesi bu etkiyi ortaya çıkarmaya yetmiyorsa, ilk adımda
başarısızlığa uğramış demektir. Bütün kompozisyonda doğrudan ya da
dolaylı olarak önceden saptanmış tasarıma yönelik olmayan hiçbir sözcük
bulunmamalıdır" (Blodgett, Adam Öykü, sayı 2: 61-61).
Kısa öykünün yukarıda sözü edilen özelliklerini
açıklamak amacıyla, yazarlarına ve adlarına değinilen öykülerden birini
yapısı açısından ele alarak incelemek yerinde olacaktır:
Bir
Evlenmeme
Kadın onsuz yapamayacağına
inandığı adamın onsuz yapamayacağına inandığından, evlenmek istedi.
Onsuz yapamayacağına inandığı adam onsuz yapamyacağını, ana ne var
ki evlenerek de yapamayacağını söyleyince ayrıldı. Bir gün geçti.
Kadın, geçen güne bakarak, onsuz pekala yapabildiğini söyledi. Bu
ilişki kesin olarak bitmişti. Ertesi gün görüştüler. Adam onsuz yapamayacağını,
onunda onsuz yapamayacağını bildiğini söyledi. Kadın hak verdi. Onsuz
yapamazdı o da. Ertesi gün buluştular. Kadın onsuz yapamayacağına
inandığı adamın onsuz yapamayacağını bildiğinden evlenmek istedi.
Onsuz yapamayacağına inandığı adam onsuz yapamayacağını, ama ne var
ki evlenerek de yapamayacağını söyleyince ayrıldı. Bir gün geçti.
Kadın, geçen güne bakarak, onsuz pekala yapabildiğini söyledi. Bu
ilişki kesin olarak bitmişti. Ertesi gün görüştüler. Adam onsuz yapamayacağını,
onun da onsuz yapamayacağını bildiğini söyledi. Kadın hak verdi ve
onsuz yapamayacağına inandığı adamın onsuz yapamayacağını bildiğinden
evlenmek istedi. Ayrıldılar. Bu ilişki kesin olarak bitmişti. Bir
üçüncü kişinin hayalinde, pek olmayacak bir şey oldu: Adam kadına
onsuz ne yapamayacağını sordu. Arzularına cerasetle baktılar (kahramanlığın
ölümsüz bir şekliydi bu) ve ayrı ayrı da pek çok yapabileceklerini
anladılar. Ama beraber olmak da fena değildi. Ertesi gün buluştular.
(Günersel, 1997: 111).
Günersel'in Bir Evlenmeme adlı öyküsünün anlatı bakış açısı
3. tekil kişidir. İçinde tekil bir etki ve merkezi bir tekil amaç
barındıran bu kısa kısa (küçük ölçekli) öykünün yapısını üç temel
öğe oluşturmaktadır. Kişiler, eylemler ve ortam. Yazarın
asıl amacı öykünün başkişilerinin ruhsal hallerini ve içinde bulundukları
atmosferi dile getirmektir. Öyküde kişi, eylem ve ortam üçlüsü sanatsal
bir boyut içinde verilmekte, eylem ve belirli bir ortam içinde kişiler
öncelenmekte, ayrıca, okuyucu çıkarımlarda bulunmaya yönlendirilmektedir.
Düzyazı görünümünde olmasına karşın ardarda dizildikleri zaman şiir
olma özelliği gösteren tümcelerden oluşan bu çok kısa öyküde kimi
çekim eklerinin, sözcüklerin, sözcük öbekleri ve kavramların
yinelendiği görülmektedir. Bu durumu gönderimde bulundukları anlamlar
bağlamında şu şekilde sınıflandırmak olasıdır:
(a) Öyküde yinelenen çekim ekleri:
{-mE} olumsuzluk eki ile başarma eylemini belirten {-EbIl} eklerinin
birleşimi olan {-EmEmEk} eki öyküde 15 kez yinelenen yapamayacağı
eyleminde görülmektedir. {-EbIl} ve {-EmEmEk}eklerinin birbirleriyle
ikili karşıtlık oluşturması öykü kişilerinin birlikte yaşama eylemi
konusundaki çelişkili tutumlarını öne çıkarmaktadır.
(b) Öyküde yinelenen anahtar sözcükler:
160 sözcükten oluşan öyküde Onsuz sözcüğü 18 kez, yapamayacağı
sözcüğü ise 15 kez yinelenmekte, bu durum da toplumda karşı cinslerin
birlikte yaşamak konusundaki olumsuz tavırlarını vurgulamaktadır.
(c) Öyküde yinelenen sözcük öbekleri:
Yazar, "Kadın onsuz yapamayacağına inandığı adam..."
tümceciğini yineleyerek, karşı cinslerin birlikte yaşayamamak eylemini
öncelemektedir.
(d) Öyküde yinelenen kavram: Öyküde
karşı cinslerin birlikte yaşayamamaları, ayrılmaları ve birleşmeleri
yinelenen kavramlar olarak ortaya çıkmaktadır.
Aslında, yazar, öyküsünün, şiirsel olan
yüzeysel yapısının gerisinde karşı cinslerin birbirlerine bağımlı
olmalarına rağmen birbirlerinden kopamayacakları konusuna değinen
bir toplumsal gerçeği vurgulamaktadır.
Sonuç
Küçük ölçekli öyküye bir örnek olarak
seçilen Günersel'in Bir Evlenmeme adlı öyküsü her okuyucunun
çıkarımına göre yorumlayabileceği açık uçlu bir sonla bitmektedir.
Öykü dar bir alana sıkıştırılmış ve özenle seçilmiş az sayıda sözcüğün
kimilerinin yinelenmesi ile kısa ve yoğun bir tekil etki oluşturmaktadır.
ayrıca, yazarın şiirsel, deneysel ve özgün dil kullanımı öyküde anlam
yoğunluğu, doku zenginliği ve biçim sıklığı oluşturmakta,
ve okuyucunun zihninde sanatsal bir etki oluşturmaktadır.

Kaynakça
Blodgett, Harold. 1953. "Kısa Öykü
Tekniği" Adam Öykü, sayı 2, ss: 58-83. Çev: Kemal Atakay.
Friedman, Norman. 1988. "What Makes A Shot Story Short"
Essentials of the Theory of Fiction, London: Duke University
Press. ss: 152-169.
Miller, J.E. ve B. Slote. 1964. The Dimensions of the Short Story.
New York: Dodd Mead and Company. ss: 509-516. (Kısa Öykü Üzerine Notlar,
Çev: Yurdanur Salman, Metis Çeviri)
Stern, Jerome. 1996. Microfiction. New York: W.W. Norton Company.
ERDEN, Aysu (2000) "90'lı Yıllarda
Türk Öykücülüğünde Farklı Bir Boyut :Çok Kısa Öyküler", Üçüncü
Öyküler, Güz 2000, sayı : 10, ss:94-98