90'lı yıllarda türk öykücülüğünde farklı bir boyut : çok kısa öyküler : aysu erden : 14112001  
 

 

Kısa öyküler dar alanlara sıkıştırılmış az sayıda sözcükle yoğun anlamlar aktarma gücüne sahip olan sanatsal iletişim araçlarıdır. Kısa öykünün üç önemli belirleyici özelliği vardır: Kısalık, yoğunluk ve birlik. Bu tür öyküde anlam yoğunluğu, doku zenginliği ve biçim sıklığı en belirgin özelliklerdir. Her satır, her sözcük, her hareket, hatta yapının kendisi bile ikili bir anlam taşıyabilir. Yazara tanınan küçük alanda pek çok şey başarılır (Miller ve Slote, 1964: 509-516). Kısa öykü iki nedenden dolayı kısadır:

(1) Öykünün içeriksel ve nesnel ölçüleri küçük boyutlara sahiptir.
(2) Yazar okuyucu üzerinde sanatsal bir etki yaratmak ve bu etkiyi artırmak amacıyla öykünün içeriğinin boyutlarını kasıtlı olarak küçültür (Friedman, 1988: 157-158).

90'lı yılların Türk öykücüleri derin yapılarında geniş anlam ve anlatımlara gönderimde bulunan özgün dil kullanımlarına başvurarak yeni yöntemler geliştirme eğilimindedirler. Son on yılda, öykü yazarlarımızın okuyucu üzerinde yoğun bir etki yaratmaya çalışmaları, özgün, özgür ve deneysel biçem denemeleri arayışında olmaları 90'lı yılların öykülerine akışkan biçimsel özellikler katmakta, onları kendilerine özgü estetiğe ve biçimsel değişkenliğe sahip bir sanat türünün ürünleri haline getirmektedir.

Yukarıda sözüedilen bu özelliklerinden dolayı, 90'lı yılların öykücülüğünde kimi belirgin özellikler taşıyan, bu nedenle de incelenmeğe değer ayrı bir tür oluşturabilecek nitelikte bir grup öykünün varlığı dikkati çekmektedir:

Minimalist öykü (minimalist story) ya da küçük ölçekli kurmaca (micro fiction) olarak da adlandırılabilecek çok kısa öyküler (short short story) insan yaşamlarından dondurulmuş kısa anlar, yaşanmış küçük olaylar, anekdotlar, kurulan düşlerden birisi, bir monolog, bir içsel konuşma ya da bir episod olarak okuyucunun karşısına çıkmaktadır. Bu tür öykülerde başkişinin bir düşünce biçiminden ya da bakış açısından bir diğerine geçmesi; yepyeni bir olgunun farkına varması; belirli bir şeyi yapmaya karar vermesi; bir düş kırıklığını, bir yanılgıyı anlaması; kimi zaman içselleşme, kimi zaman sorgulama, kimi zaman da bir eleştiri biçiminde anlatılmaktadır. Jerome Stern Micro Fiction adlı 'çok kısa öyküler' antolojisinin giriş bölümünde, Florida Eyalet Üniversitesi'nin 'Dünyanın En İyi Kısa Kısa Öykü' (World's Best Short Short Story) yarışması için en fazla 250-300 sözcükten oluşan öykülerin gönderilmesini istediğini belirtmektedir (Stern, 1996: 15-16). Bu tür öyküler okuyucuyu yoğunlaştırılmış anlamları ve gizleri çözmeğe davet eden özgün ve deneysel dil kullanımlarına sahiptirler. 90'lı yıllarda ürün veren genç öykücülerden A. Doğan, H. Ergülen, T. Günersel, A. Gürdal, Ö. Karabulut, S. Kaygusuz ve M. Yalçın tarafından yazılan kimi öykülerin yukarıda sözüedilen türde küçük ölçekli kurmacalar sınıfına girdiği görülmektedir. Adı geçen bu öykü yazarlarının aşağıdaki kaynakçada değinilen öykülerini birer örnek olarak ele almak yerinde olacaktır:

Doğan, Ahmet Erkan. 1998. 'Kukla' Adam Öykü, sayı 14, Ocak-Şubat S. 124 (128 sözcük - 28 tümce)
Ergülen, Haydar. 1998. 'Aşk ve Golf' Adam Öykü, sayı 19, Kasım-Aralık, ss: 119-120 (189 sözcük - 22 tümce)
Günersel, Tarık. 1997. 'Eser' Adam Öykü, sayı 13, Kasım-Aralık, s: 111 (70 sözcük- 7 tümce)
Günersel, Tarık. 1997. 'Bir Evlenmeme' Adam Öykü, sayı 13, Kasım- Aralık, s:111 (160 sözcük - 24 tümce)
Günersel, Tarık. 1998. 'Üçümüz' Adam Öykü, sayı 18, Eylül-Ekim, s: 64 (81 sözcük - 18 tümce)
Gürdal, Ayşegül. 1996. 'Korkuyu Beklerken' Adam Öykü, sayı 5, Temmuz- Ağustos, ss: 135-136 (54 sözcük - 11 tümce)
Karabulut, Özcan. 1990. 'Hayatımızın Yumuşak Günleri' Hüzünle Bazı Günler, Ankara: Yazıt Yayınevi, ss: 73-73 (126 sözcük- 16 tümce)
Kaygusuz, Sema. 1997. 'Çay Parası' Adam Öykü, sayı 10, Mayıs-Haziran, s: 116 (178 sözcük - 18 tümce)
Yalçın, Murat. 1996. 'Sevgi ile Korkut' Adam Öykü, sayı 7, Kasım- Aralık, s: 139 (93 sözcük - 14 tümce)

Yukarıda sadece 9 tanesine örnek olarak değinilen, sözcük sayısı 54-300, tümce sayısı ise 8-40 arasında değişen ve 90'lı yıllarda gittikçe sayısı artan bu tür öyküler ayrıca incelenmeğe değer görülmektedir.

Burada Harold Blodgett'in, Edgar Allan Poe'dan aktardığı şu sözlere değinmek yararlı olacaktır: "Becerikli bir edebiyat sanatçısı bir masal kurar. Bilge bir insansa, düşüncelerini olaylarına uyacak biçimde düzenlemez; ancak özel bir düzenle, işlenecek olan benzersiz ya da tekil bir etkiyi zihninde oluşturduktan sonra, bu olayları yaratır: ancak bu olayları, önceden düşünülmüş etkiyi oluşturmasına en çok yardımcı olacak tarzda bir araya getirir. Eğer başlangıç cümlesi bu etkiyi ortaya çıkarmaya yetmiyorsa, ilk adımda başarısızlığa uğramış demektir. Bütün kompozisyonda doğrudan ya da dolaylı olarak önceden saptanmış tasarıma yönelik olmayan hiçbir sözcük bulunmamalıdır" (Blodgett, Adam Öykü, sayı 2: 61-61).

Kısa öykünün yukarıda sözü edilen özelliklerini açıklamak amacıyla, yazarlarına ve adlarına değinilen öykülerden birini yapısı açısından ele alarak incelemek yerinde olacaktır:

Bir Evlenmeme

Kadın onsuz yapamayacağına inandığı adamın onsuz yapamayacağına inandığından, evlenmek istedi. Onsuz yapamayacağına inandığı adam onsuz yapamyacağını, ana ne var ki evlenerek de yapamayacağını söyleyince ayrıldı. Bir gün geçti. Kadın, geçen güne bakarak, onsuz pekala yapabildiğini söyledi. Bu ilişki kesin olarak bitmişti. Ertesi gün görüştüler. Adam onsuz yapamayacağını, onunda onsuz yapamayacağını bildiğini söyledi. Kadın hak verdi. Onsuz yapamazdı o da. Ertesi gün buluştular. Kadın onsuz yapamayacağına inandığı adamın onsuz yapamayacağını bildiğinden evlenmek istedi. Onsuz yapamayacağına inandığı adam onsuz yapamayacağını, ama ne var ki evlenerek de yapamayacağını söyleyince ayrıldı. Bir gün geçti. Kadın, geçen güne bakarak, onsuz pekala yapabildiğini söyledi. Bu ilişki kesin olarak bitmişti. Ertesi gün görüştüler. Adam onsuz yapamayacağını, onun da onsuz yapamayacağını bildiğini söyledi. Kadın hak verdi ve onsuz yapamayacağına inandığı adamın onsuz yapamayacağını bildiğinden evlenmek istedi. Ayrıldılar. Bu ilişki kesin olarak bitmişti. Bir üçüncü kişinin hayalinde, pek olmayacak bir şey oldu: Adam kadına onsuz ne yapamayacağını sordu. Arzularına cerasetle baktılar (kahramanlığın ölümsüz bir şekliydi bu) ve ayrı ayrı da pek çok yapabileceklerini anladılar. Ama beraber olmak da fena değildi. Ertesi gün buluştular. (Günersel, 1997: 111).

Günersel'in Bir Evlenmeme adlı öyküsünün anlatı bakış açısı 3. tekil kişidir. İçinde tekil bir etki ve merkezi bir tekil amaç barındıran bu kısa kısa (küçük ölçekli) öykünün yapısını üç temel öğe oluşturmaktadır. Kişiler, eylemler ve ortam. Yazarın asıl amacı öykünün başkişilerinin ruhsal hallerini ve içinde bulundukları atmosferi dile getirmektir. Öyküde kişi, eylem ve ortam üçlüsü sanatsal bir boyut içinde verilmekte, eylem ve belirli bir ortam içinde kişiler öncelenmekte, ayrıca, okuyucu çıkarımlarda bulunmaya yönlendirilmektedir. Düzyazı görünümünde olmasına karşın ardarda dizildikleri zaman şiir olma özelliği gösteren tümcelerden oluşan bu çok kısa öyküde kimi çekim eklerinin, sözcüklerin, sözcük öbekleri ve kavramların yinelendiği görülmektedir. Bu durumu gönderimde bulundukları anlamlar bağlamında şu şekilde sınıflandırmak olasıdır:

(a) Öyküde yinelenen çekim ekleri: {-mE} olumsuzluk eki ile başarma eylemini belirten {-EbIl} eklerinin birleşimi olan {-EmEmEk} eki öyküde 15 kez yinelenen yapamayacağı eyleminde görülmektedir. {-EbIl} ve {-EmEmEk}eklerinin birbirleriyle ikili karşıtlık oluşturması öykü kişilerinin birlikte yaşama eylemi konusundaki çelişkili tutumlarını öne çıkarmaktadır.

(b) Öyküde yinelenen anahtar sözcükler: 160 sözcükten oluşan öyküde Onsuz sözcüğü 18 kez, yapamayacağı sözcüğü ise 15 kez yinelenmekte, bu durum da toplumda karşı cinslerin birlikte yaşamak konusundaki olumsuz tavırlarını vurgulamaktadır.

(c) Öyküde yinelenen sözcük öbekleri: Yazar, "Kadın onsuz yapamayacağına inandığı adam..." tümceciğini yineleyerek, karşı cinslerin birlikte yaşayamamak eylemini öncelemektedir.

(d) Öyküde yinelenen kavram: Öyküde karşı cinslerin birlikte yaşayamamaları, ayrılmaları ve birleşmeleri yinelenen kavramlar olarak ortaya çıkmaktadır.

Aslında, yazar, öyküsünün, şiirsel olan yüzeysel yapısının gerisinde karşı cinslerin birbirlerine bağımlı olmalarına rağmen birbirlerinden kopamayacakları konusuna değinen bir toplumsal gerçeği vurgulamaktadır.

Sonuç

Küçük ölçekli öyküye bir örnek olarak seçilen Günersel'in Bir Evlenmeme adlı öyküsü her okuyucunun çıkarımına göre yorumlayabileceği açık uçlu bir sonla bitmektedir. Öykü dar bir alana sıkıştırılmış ve özenle seçilmiş az sayıda sözcüğün kimilerinin yinelenmesi ile kısa ve yoğun bir tekil etki oluşturmaktadır. ayrıca, yazarın şiirsel, deneysel ve özgün dil kullanımı öyküde anlam yoğunluğu, doku zenginliği ve biçim sıklığı oluşturmakta, ve okuyucunun zihninde sanatsal bir etki oluşturmaktadır.

Kaynakça

Blodgett, Harold. 1953. "Kısa Öykü Tekniği" Adam Öykü, sayı 2, ss: 58-83. Çev: Kemal Atakay.
Friedman, Norman. 1988. "What Makes A Shot Story Short" Essentials of the Theory of Fiction, London: Duke University Press. ss: 152-169.
Miller, J.E. ve B. Slote. 1964. The Dimensions of the Short Story. New York: Dodd Mead and Company. ss: 509-516. (Kısa Öykü Üzerine Notlar, Çev: Yurdanur Salman, Metis Çeviri)
Stern, Jerome. 1996. Microfiction. New York: W.W. Norton Company.

ERDEN, Aysu (2000) "90'lı Yıllarda Türk Öykücülüğünde Farklı Bir Boyut :Çok Kısa Öyküler", Üçüncü Öyküler, Güz 2000, sayı : 10, ss:94-98