çağdaş türk öyküsünde deneysellik - yaratıcılık - yeni arayışlar ve yönelimler : aysu erden : 05112001  
 

 

Giriş

Bilindiği üzere, öykü yazarla okuyucusunun buluştuğu ve yoğun sanat değerine sahip olan sanatsal bir ortamdır. Ve yazarla okuyucusu arasındaki etkileşimin temelinde bir söylem biçemi (karşılıklı ilişki ) vardır. Yazar belirli bir bağlam içerisinde oluşturduğu iletisini okuyucusuna işte bu ortanda sunar. Öykü metni yüzeysel yapı ve derin yapı olamak üzere iki ana öğeden oluşmaktadır. İşte bu iki ana öğe arasında mantıksal bir ilişkinin varlığından sözedilebilir. Öyküyü oluşturan yüzeysel yapı-derin yapı ikilisini ve aralarındaki mantıksal ilşkiyi şöyle bir şemayla belirginleştirmek olasıdır:

YÜZEYSEL YAPI DİL KULLANIMLARI
MANTIKSAL İLİŞKİ
DERİN YAPI
Sözcükler
Amaç
Sözcük öbekleri
Tasarım
Tümceler
Etki
Paragraflar
Anlamlar
Tüm bu birimlerin çeşitli birleşimleri

Öykünün Belirleyici Özellikleri

Öyküler dar alanlara sıkıştırılmış az sayıda sözcükle yoğun anlamlar aktarma gücüne sahip olan sanatsal iletişim araçlarıdır. Öykünün üç önemli belirleyici özelliği vardır: Kısalık, yoğunluk ve birlik. Öyküde anlam yoğunluğu, doku zenginliği ve biçim sıklığı en belirgin özelliklerdir. Her satır, her sözcük, her hareket, hatta yapının kendisi bile ikili bir anlam taşıyabilir. Yazara tanınan küçük alanda pek çok şey başarılır. (Miller ve Slote, 1964: 509-516) Öykü neden kısadır? Öykü iki nedenden dolayı kısadır:

1- Öykünün içeriksel ve nesnel ölçüleri küçük boyutlara sahiptir.
2- Yazar okuyucu üzerinde sanatsal bir etki yaratmak ve bu etkiyi
artırmak amacıyla öykünün içeriğinin boyutlarını kasıtlı olarak
Küçültür. (Friedman, 1988: 157-158)

Yazar öyküsünü oluştururken, öykü dışındaki gerçek dünyada var olan ve herkesin bildiği gerçekleri oldukları gibi öyküye aktarmaz. Onları düş gücünün yardımıyla geliştirerek aktarır. Yazarın görevi, gerçekleri, onlara sürekli gönderimde bulunarak okuyucusuna iletmektir.

Dilin gerçekleri yansıtması konusunda iki tür ikili karşıtlıktan söz etmek olasıdır:

1- Dil / Dış Dünyadaki Gerçekler
2- Öykü Dili / Gündelik Dil

Düzenli dilbilgisi kurallarıyla oluşturulan gündelik dil ya da bilimsel metinleri oluşturan dil kullanımları dış dünyadaki gerçekleri belirli bir ölçüde oldukları gibi yansıtabilirler. Ancak öykü yazarı öykü metnini oluşturan kurmaca dili (fictional language) kullanırken aşağıda sözü edilen konularla ilgili kimi kararlar vermek durumundadır. Bu kararlar şöyle özetlenebilir:

1-Yazar ileteceği bilginin miktarı konusunda karar verecektir.
2-Yazar ileteceği bilginin türü konusunda karar verecektir.
3-Yazar ileteceği bilgiyi nasıl düzenleyeceğine karar verecektir.

Öykü Dilinin Düşünsel İşlevi

Bir yazarın öyküsünde kullandığı kurmaca dili incelerken ya da onun biçemini saptarken
araştırmacı / okuyucunun öykü dilinin düşünsel işlevini gözönünde bulundurması gerekmektedir. Halliday, öykü dilinin düşünsel işlevinin yazarın dünya görüşünü yansıttığını, dolayısıyla da söz konusu dil kullanımının öykü yazarının gerçek dünya ile ilgili bakış açısını, bilgi birikimi ve deneyimlerinden oluştuğunu belirtmektedir. Halliday'e göre öykü dilinin düşünsel işlevi, aynı zamanda yazarın iç dünyasının dışa yansımalarını, dış dünyadaki gerçeklere karşı geliştirdiği tepkileri, onları algılama biçimlerini, bilişselliğini, dili yazın alanında kullanma ve anlama yetilerini de kapsamaktadır. Kısacası, yazarın öyküye özel dil kullanımı onun dünya görüşünü ve ideolojisini yansıtır. (Halliday, ss: 58-59)

Her öykünün derin yapısında yazarının değer yargıları, yaşama bakış açısı ve ideolojisi yatmaktadır. Yazarın bu bakış açısını ve değer yargılarını oluşturan etkenler ise, onun içinde yaşadığı toplumun sahip olduğu düşünsel akımlar ve inanç dizileridir. Bunlar öykünün derin yapısında kimi anlam dizgeleri ve kavramsal yapılar oluştururlar. Çağdaş biçembilim yazarın özgün dil kullanımlarını inceleyerek bu anlam dizgelerine ve kavramsal yapılara ulaşmaya çalışır. Böylece hem yazarın değer yargıları, bakış açısını ve ideolojisini hem de toplumu etkileyen inanç dizilerini ve düşünsel akımları keşfetmeye çalışır. Sonuçta yazarın okuyucusuyla, öykü kişilerinin de birbirleriyle nasıl iletişim kurduklarını keşfeder. Dolayısıyla biçembilim bir yazınsal iletişimden sözeder. Yazınsal iletişim de dilde deneyselliğe ve yaratıcılığa yer verir.
(Simpson, 1993:4)

Öyküde yazınsal iletişimin deneysellik ve yaratıcılık özellikleri iki düzlemde ortaya çıkar: (1) Öyküde bilgisellik ve (2) Öyküde yazınsal anlam.

1- Öyküde bilgisellik (Öyküde bilgi bütünü ve dağılımı): Bir öykünün her tümcesinin içinde, öykü metninin tümüne dağılmış olan bir bilgi bütününün sadece bir parçası bulunmaktadır. Tüm bu bilgi parçacıkları öykünün izleksel yapısını oluştururlar. Tümcelerde izlekle ilgili üç tür bilgi saklıdır. (Halliday, 1985:36-39)

a- Öyküde metin düzleminde bulunan bilgiler: Öykü metnindeki sözcük, sözcük öbeği ve tümcecik gibi birimler.
b- Öyküde iletişim düzleminde bulunan bilgiler: öyküde yazarın kişilerarası düzlemde iletmeyi amaçladığı bilgilerdir.
c- Öyküde düşünsel düzleminde bulunan bilgiler: Öyküde konu ve içerikle ilgili olan bilgilerdir.

2- Öyküde yazınsal anlam: Öykünün yüzeysel yapısındaki dil birimleri derin yapısındaki anlamları ve kavramları dizgeselleştirir. Hiçbir dil birimi tek bir kavramı yansıtmaz. Her biri değişik durumlarda değişik anlamlar kazanırlar. Her birinin birer anlam çerçevesi vardır. (Aksan, 1995:73-75) Bir dil birimi öyküde birlikte kullanıldığı diğer bir dil birimiyle ileriye ya da geriye yönelik olarak kimi anlamlar aktarır. Öyküde yazınsal anlam üç türlü ortaya çıkar:

a- Sözcük anlamı: Bir dil biriminin temel anlamı
b- Toplumsal anlam: Bir dil biriminin anlamının toplumsal sınıf, etnik gruplaşma, bölgesel köken, cinsiyet, yaş, eğitim gibi toplumsal etkenler tarafından belirlenmesi
c- Etkisel anlam: Dil kullanan kişinin duygularını, davranışını, eğilimlerini ve belirli bir durumla ilgili olan düşüncelerini yansıtması

Çağdaş öykü yazarlarımız, deneysel ve yaratıcı dil kullanımları, tür denemeleri ve yenilik arayışları:

1-Dil kullanımları gerçek dünya ile ilgili gözlemlerini olduğu gibi yansıtacak kadar gündelik dil kullanımına yakın ve gerçekçi olan öykü yazarları: Bu tür yazarlar okuyucularına, öykülerinin baş kişileriyle ilgili aktardığı bilgilerin miktarını gözlemledikleri gerçeklerle sınırlar. Kullandıkları tür ve amaçları ise içinde yaşadıkları toplumun çok iyi tanıdıkları kimi insanlarını, sorunlarını ve dış dünyadaki gerçekleri en yalın ve doğru biçimleriyle olduğu gibi tanıtmak ve yansıtmaktır. Öykülerinde gerek diyaloglar gerekse çevre ve kişi betimlemeleri ön plana çıkmaktadır.

Örnek: Orhan Kemal (1996) "Yerli Turist", Kırmızı Küpeler, İstanbul: Tekin yayınevi Ss: 103-106
Kavukçu, Cemil (1997) "Aslangöz", Bilinen Bir Sokakta Kaybolmak, istanbul: Can Yayınları, ss: 9-14

2-Karşılıklı konuşmaları önceleyerek tiyatro oyunlarına benzer nitelikte öykü türünü gerçekleştiren yazarlar: Bu tür öykü metinlerindeki kurmaca konuşmalar toplumdaki, gerçek kişiler arasındaki gerçek konuşmaların yapay biçimleridir ve estetik ve izleksel (thematic) amaç ve uzlaşmalarla (conventions) biçimlendirilmişlerdir. Örneğin bir öyküdeki kurmaca kişilerin arasındaki konuşmalar, doğrudan ve karşılıklı yapılan konuşmalar (diyalog) şeklinde olabilir. Ancak yazar bu konuşmaları kendi gizli ya da açık olan amaçları doğrultusunda kimi zaman da estetik kaygılarla düzenler. İşte bu nedenle de kurmaca metinlerin içindeki ikili konuşmalarda, ancak toplum içinde yer alan gerçek konuşmalarda görülebilen rutin özellikler (konuşmaların giriş ve sonuç bölümleri, hataları görmezden gelme, konuşma hatalarını düzeltme, dil sürçmeleri, vb.) yer almaz.
Bu nedenle de

(a) Kurmaca diyaloglar rutin değildirler
(b) Bu tür diyaloglar yazarların ancak 'anlatılabilir' olma özelliğini taşıdıklarını varsaydıkları bilgileri içerirler
(c) İçlerinde onları sıradan gündelik konuşmalardan farklı kılan özellikleri ve özel düzenlemeleri barındırırlar

Aslında karşılıklı konuşmalarda konuşmacıların uyması gereken bir işbirliği ilkeleri vardır. Bu ilkeler doğrultusunda, konuşmacıların karşılıklı konuşmaya karşı olan katkılarının, gerektiği anda, konuşmanın amacına ve yönüne uygun olarak yeterli olması gerekmektedir. Ne eksik ne de fazla. Konuşmacıların katılımcıların sözceleri anlayabilmeleri için gerektiği kadar bilgi vermelidirler. Konuşmaları net ve düzenli olmalıdır. Konuşmacıların doğruluklarına inandıkları şeyleri söylemeleri ve söylediklerinin bağlama uygun olması gerekmektedir.(Grice,1975:45-55)) Bu kurallara uyulmaması durumunda ise öyküde gülmece ve toplumsal eleştiri olguları ortaya çıkmaktadır.

Örnek: Öykülerinde karşılıklı konuşma yöntemini özellikle kullanarak toplumu ve insan ilişkilerini gülmece aracılığıyla eleştiren, ancak bunu gerçekleştirirken insan sevgisini daima ön plana çıkarmayı hiçbir zaman ihmal etmeyen, halkın konuşmasını büyük bir ustalıkla yazıya geçiren ve 'kısa konuşmalarla süren kalabalık bir diyalog yapısındaki öyküleri hiçbir değişiklik yapılmadan hemen oyun olarak sahnelenebilir (Nesin, 1973:140) nitelikte olan Memduh Sevket Esendal .

Esendal, Memduh Şevket (1973) "Feminist", Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı, Hazırlayan Aziz Nesin, İstanbul: Akbaba Yayınları, ss:146-149

3-İçinde Fantastik olarak da adlandırılabilecek gerilim ve doğaüstü öğeleri barındıran öyküler: Bu tür öykülerde giriş-gelişme-zirve-sonuç bölümlerinin iyice belirginleştirildiği, okuyucuda merak duygusunun yaratıldığı ve Edgar Allan Poe'nun öyküde olması gerektiğini savunduğu süreklilik-tekrar-gerilim unsurlarının öncelendiği düşsel nitelikler görülmektedir.

Örnek: Kavukçu, Cemil (1998) "Özel Ulak", Temmuz Suçlu, İstanbul: Can Yayınları Ss:197-199
Karabulut, Özcan (2000) "Ariélle Adında Biri", Aşkın Halleri, İstanbul: Can Yayınları, ss:35-52

4- Şiirsellik Boyutu olan öyküler: Bu tür öykülerde az sözcük kullanımıyla çok yoğun duygular anlatılmaktadır. İçlerinde kişisel ses tonu, şiirsel söyleyim, sıradışı sözdizimi, imgeleme, söz sanatları, ses yinelemeleri, belirsizlik, sapma ve önceleme gibi bir dizi sanatsal kıstaslar barındırırlar. Sözkonusu öykülerin çoğunun ortak özelliği durum öyküleri olmalarıdır. Diğer bir deyişle, hiç birinin, giriş-gelişme-sorun-zirve-çözümleme ve sonuca ulaşma gibi geleneksel izleksel yapıları yoktur. Bu öyküler yazılmamış ya da yazılamamış olanları okuyucuya derin yapılarında bulunan simgesel alt yapılarla sunan sanatsal metinlerdir. Onların alt yapılarının içinde okuyucuların çözmeleri gereken ve okuyucularının zihinlerinde bir dizi sorular oluşturan kimi gizler saklıdır. Yazarları bu gizleri okuyucularına aktarırken, öykülerini şiirsellik boyutuna ulaştırabilmek için kimi yöntemler kullanmaktadırlar. Kimi zaman öykülerinin tümünde ya da sadece bir bölümünde şiire özgü dil kullanımlarına ve söz sanatlarına başvurmaktadırlar. Kimi zaman da alışılmamış, sıradışı ve mantık dışı gibi görülen, ancak aslında uyumlu olan sözcük ve tümceleri birlikte kullanarak okuyucularını şaşırtmaktadırlar ve seçtikleri sözcüklerin büyük bir bölümüne geniş anlamlar yüklemektedirler. (Erden, 2000:186-187)

Örnek: Barbarosoğlu, Nalan(1996) "Akşam Sefası" Adam Öykü, Sayı:3, ss: 108-113

Günel, Burhan (1999) "Yolculuklara baharda Çıkılmalı", Çiçekler Korunağı, İstanbul: Can Yayınları, ss:13-32

Karabulut, Özcan (1998) "Self Terapi Zamanları", Belki de Kaybeden Zaman, İstanbul: Can Yayınları, ss:89-91

Kaygusuz, Sema (1998) "Zilşan'ın Ayakları", Adam Öykü, Sayı:17, ss:130-134

5- Kısa kısa öyküler: Özellikle 90'lı yılların türk öykücüleri derin yapılarında geniş anlam ve ve anlatımlara gönderimde bulunan özgün dil kullanımlarına başvurarak yeni yöntemler geliştirme eğilimindedirler. Son on yılda, öykü yazarlarımızaın okuyucu üzerinde yoğun bir etki yaratmaya çalışmaları, özgün, özgür ve deneysel biçem denemeleri arayışında olmaları 90'lı yılların öykülerine akışkan biçimsel özellikler katmakta, onları kendilerine özgü estetiğe ve biçimsel değişkenliğe sahip bir sanat türünün ürünleri haline getirmektedir. Bu özelliklerinden dolayı incelenmeğe değer ve ayrı bir tür oluşturabilecek nitelikte bir grup öykünün varlığı dikkati çekmektedir. Minimalist öykü (minimalist story) ya da küçük ölçekli kurmaca (micro fiction) olarak da adlandırılabilecek çok kısa öyküler (short short story) insan yaşamlarından dondurulmuş anlar, yaşanmış küçük olaylar, anekdotlar, kurulan kısa düşlerden birisi, bir monolog, bir içsel konuşma ya da bir episod olarak okuyucunun karşısına çıkmaktadır. Bu tür öykülerde başkişinin bir düşünce biçiminden ya da bakış açısından diğerine geçmesi; yepyeni bir olgunun farkına varması; belirli bir şeyi yapmaya karar vermesi; bir düş kırıklığını, bir yanılgıyı anlaması; kimi zaman içselleşme, kimi zaman da bir eleştiri biçiminde anlatılmaktadır. Özellikle bu tür öyküler okuyucuyu yoğunlaştırılmış anlamları ve gizleri çözmeğe davet eden özgün ve deneysel dil kullanımlarına sahiptirler. (Erden, 2000:94-95) Bu konuda O.Yakın şunları söylemektedir: "Genellikle 250, bazan çok daha az sayıda sözcük sınırları içinde yaratılan 'çok kısa öykü' tarzı, yazar için sözcüğün tam anlamıyla bir meydan okuma ve anlatım düzeyinde yeni bir takım sorunlarla baş etmeğe açık bir davetiyedir. Bu öyküler kısalıklarını çağrıştıran mini öykü, ani öykü, minimal öykü, çabuk öykü, flaş öykü, kartpostal öyküsü ya da kısa kısa öykü gibi adlarla da anılmaktadır. Çok kısa öyküler özellikle çağdaş Amerikan yazınında çok da eski bir geçmişe sahip olmamasına rağmen, özellikle son 15 yılda bir yükselişten sözedilebilir ve popülerliği sürekli artan bir yazım dalı olma özelliğini korumaktadır. Bu anlatım biçiminin köklerini anekdotlara ve fıkralara dayandırmak mümkündür." (Yakın, 2000:125)

Örnek: Günersel, Tarık (1997) "Bir Evlenmeme", Adam Öykü, Sayı:13, s:111
Karabulut, Özcan (1990) "Hayatımızın Yumuşak Günleri", Hüzünle Bazı Günler, Ankara: Yazıt Yayınevi, s:73
Kaygusuz, Sema (1997) "Çay Parası", Adam Öykü, Sayı:10, s:116

6- Öykülerinin izleklerini farklı metin türlerinden yararlanarak oluşturan yazarlar: Yazarlar bu tür öykülerde mektup, gazete haberi gibi farklı metin türlerini öykü izleklerinin içine katmaktadırlar.

Örnek: Karabulut, Özcan (1999) "İlk Akşam", Hüzünle Bazı Günler, İstanbul: Can Yayınları, ss: 107-114

Karabulut, Özcan, (1998) "Belki de Kaybeden Zaman" Belki de Kaybeden Zaman, İstanbul: Can Yayınları, ss:77-78


Sonuç

Öyküler düşünsel, duygusal, toplumsal, politik tarihsel iletilere ve yoğun sanat değerlerine sahiptirler ve diğer tüm yazınsal metinler gibi ürünü oldukları toplumun tarihsel ve kültürel gelişimi içinde özel bir yerde bulunurlar. Öykü metinlerinin ya da bu metinleri oluşturan tümcelerin neden başka türlü değil de göründükleri biçimlerde kullanıldıklarını metin ve bağlam açısından açıklamak gerekmektedir. Çünkü öykü metinleri ve onları oluşturan tümceler durumsal bağlamlarda bilgi iletirler. Dolayısıyla da bu metinler ve tümceler durumlara bağlı olarak belirli biçimlerde kullanılmak zorundadırlar. Bu gerçeklerden yola çıkan çağdaş öykü yazarlarımız öykülerinde sözcük anlamlarının çok ötesine geçmekte; toplumsal ve etkisel anlamlara ulaşabilmek ve okuyucularına metin, iletişim ve düşünsel düzlemlerde gerekli bilgileri aktarabilmek amacıyla deneysel ve yaratıcı dil kullanımlarına, tür denemelerine ve yenilik arayışlarına yönelmektedirler.

KAYNAKÇA

AKSAN, Doğan (1995) Türk Şiir Dili, Ankara: Engin Yayınevi

ERDEN, Aysu (1999) "Türk Kısa Öyküsünde Bir Gülmece Ustası Memduh Şevket Esendal'ın Biçemine Dilbilimsel Bir Yaklaşım: Bir Öykü ve Çözümleme", Üçüncü Öyküler, Yıl:1, Sayı: 3, ss: 24-34

ERDEN, Aysu (1999) "Orhan Kemal'den Üç Öykü-Üç Kadın-Üç Yaşam: Sorunlarına ve Çözümlerine Dilbilimsel Bir Yaklaşım", Üçüncü Öyküler, Yıl:1, Sayı:4, ss:24- 32

ERDEN, Aysu (2000) "Öyküde Şiirsellik Boyutu Üzerine", Ankara Öykü Günleri (Yeni Binyılda Öykücülüğümüz - 4.Ankara Öykü Günleri Özel Tartışma Konusu: 12- 18 Mayıs 2000), Edebiyatçılar Derneği yayınları:18, Ankara: Damar LTD., ss: 184-204

ERDEN, Aysu (2000) "90'lı yıllarda Türk Öykücülüğünde Farklı Bir Boyut:Çok Kısa , Öyküler", Üçüncü Öyküler, Yıl:3, Sayı:10, ss: 94-98

FRIEDMAN, Norman (1988) "What Makes A Short Story Short", Essentials of the Theory of Fiction, London: Duke University press, ss:152-169

GRICE, H.Paul (1975) "Logic and Conversation", Syntax and Semantics 3:Speech Acts, Edt.: Peter Cole, Jerry L. Morgan, New York: Academic, ss: 41-58

HALLIDAY, M.A.K. (1985) An Introduction to Functional Grammar, London: Edward Arnold

HALLIDAY, M.A.K. (!996) "Linguistic Function and Literary Style: An Inquiry into the Language of William Golding's 'The Inheritors' ", The Stylistic Reader, (From Roman Jacobson to the present), Edt.: Jean Jacques Weber, London:
Arnold, ss:56-85

MILLER,J.E. ve B.Slote (1964) The Dimensions of the Short Story, New York: Dodd Mead and Company, ss: 509-516 (Kısa Öykü Üzerine Notlar, Çev: Yurdanur Salman, Metis Çeviri)

NESİN, Aziz (1973) Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı, İstanbul: Akbaba Yayınları

SIMPSON, Paul (1993) Language, Ideology and Point of View, London: Routledge

YAKIN, Orhun (2000) "İngilizce'den Türkçe'ye Üç Çok Kısa Öykü Çevirisi", Çeviribilim Ve Uygulamaları Dergisi (Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Mütercim Tercümanlık Bölümü), Sayı:10, ss: 125-130

Bu yazı daha önce aşağıdaki gibi yayınlanmıştır:

ERDEN, Aysu (2001) "Çagdas Türk Öykusunde Deneysellik, Yaratıcılık, Yeni Arayışlar ve Yönelimler", Adam Öykü, Temmuz-Ağustos 2001, Sayı:35