Giriş
Bilindiği üzere, öykü yazarla okuyucusunun
buluştuğu ve yoğun sanat değerine sahip olan sanatsal bir ortamdır.
Ve yazarla okuyucusu arasındaki etkileşimin temelinde bir söylem
biçemi (karşılıklı ilişki ) vardır. Yazar belirli bir bağlam içerisinde
oluşturduğu iletisini okuyucusuna işte bu ortanda sunar. Öykü metni
yüzeysel yapı ve derin yapı olamak üzere iki ana öğeden oluşmaktadır.
İşte bu iki ana öğe arasında mantıksal bir ilişkinin varlığından sözedilebilir.
Öyküyü oluşturan yüzeysel yapı-derin yapı ikilisini ve aralarındaki
mantıksal ilşkiyi şöyle bir şemayla belirginleştirmek olasıdır:
| YÜZEYSEL
YAPI DİL KULLANIMLARI |
MANTIKSAL
İLİŞKİ
|
DERİN
YAPI
|
| Sözcükler |
Amaç
|
| Sözcük
öbekleri |
Tasarım
|
| Tümceler |
Etki
|
| Paragraflar |
Anlamlar
|
| Tüm
bu birimlerin çeşitli birleşimleri |
|
Öykünün Belirleyici Özellikleri
Öyküler dar alanlara sıkıştırılmış az
sayıda sözcükle yoğun anlamlar aktarma gücüne sahip olan sanatsal
iletişim araçlarıdır. Öykünün üç önemli belirleyici özelliği vardır:
Kısalık, yoğunluk ve birlik. Öyküde anlam yoğunluğu,
doku zenginliği ve biçim sıklığı en belirgin özelliklerdir.
Her satır, her sözcük, her hareket, hatta yapının kendisi bile ikili
bir anlam taşıyabilir. Yazara tanınan küçük alanda pek çok şey başarılır.
(Miller ve Slote, 1964: 509-516) Öykü neden kısadır? Öykü iki nedenden
dolayı kısadır:
1- Öykünün içeriksel ve nesnel ölçüleri
küçük boyutlara sahiptir.
2- Yazar okuyucu üzerinde sanatsal bir etki yaratmak ve bu etkiyi
artırmak amacıyla öykünün içeriğinin boyutlarını kasıtlı olarak
Küçültür. (Friedman, 1988: 157-158)
Yazar öyküsünü oluştururken, öykü dışındaki
gerçek dünyada var olan ve herkesin bildiği gerçekleri oldukları gibi
öyküye aktarmaz. Onları düş gücünün yardımıyla geliştirerek aktarır.
Yazarın görevi, gerçekleri, onlara sürekli gönderimde bulunarak okuyucusuna
iletmektir.
Dilin gerçekleri yansıtması konusunda
iki tür ikili karşıtlıktan söz etmek olasıdır:
1- Dil / Dış Dünyadaki Gerçekler
2- Öykü Dili / Gündelik Dil
Düzenli dilbilgisi kurallarıyla oluşturulan
gündelik dil ya da bilimsel metinleri oluşturan dil kullanımları dış
dünyadaki gerçekleri belirli bir ölçüde oldukları gibi yansıtabilirler.
Ancak öykü yazarı öykü metnini oluşturan kurmaca dili (fictional
language) kullanırken aşağıda sözü edilen konularla ilgili kimi kararlar
vermek durumundadır. Bu kararlar şöyle özetlenebilir:
1-Yazar ileteceği bilginin miktarı
konusunda karar verecektir.
2-Yazar ileteceği bilginin türü konusunda karar verecektir.
3-Yazar ileteceği bilgiyi nasıl düzenleyeceğine karar verecektir.
Öykü Dilinin Düşünsel İşlevi
Bir yazarın öyküsünde kullandığı kurmaca
dili incelerken ya da onun biçemini saptarken
araştırmacı / okuyucunun öykü dilinin düşünsel işlevini gözönünde
bulundurması gerekmektedir. Halliday, öykü dilinin düşünsel işlevinin
yazarın dünya görüşünü yansıttığını, dolayısıyla da söz konusu dil
kullanımının öykü yazarının gerçek dünya ile ilgili bakış açısını,
bilgi birikimi ve deneyimlerinden oluştuğunu belirtmektedir. Halliday'e
göre öykü dilinin düşünsel işlevi, aynı zamanda yazarın iç dünyasının
dışa yansımalarını, dış dünyadaki gerçeklere karşı geliştirdiği tepkileri,
onları algılama biçimlerini, bilişselliğini, dili yazın alanında kullanma
ve anlama yetilerini de kapsamaktadır. Kısacası, yazarın öyküye özel
dil kullanımı onun dünya görüşünü ve ideolojisini yansıtır. (Halliday,
ss: 58-59)
Her öykünün derin yapısında yazarının
değer yargıları, yaşama bakış açısı ve ideolojisi yatmaktadır.
Yazarın bu bakış açısını ve değer yargılarını oluşturan etkenler ise,
onun içinde yaşadığı toplumun sahip olduğu düşünsel akımlar
ve inanç dizileridir. Bunlar öykünün derin yapısında kimi anlam
dizgeleri ve kavramsal yapılar oluştururlar. Çağdaş biçembilim
yazarın özgün dil kullanımlarını inceleyerek bu anlam dizgelerine
ve kavramsal yapılara ulaşmaya çalışır. Böylece hem yazarın değer
yargıları, bakış açısını ve ideolojisini hem de toplumu etkileyen
inanç dizilerini ve düşünsel akımları keşfetmeye çalışır. Sonuçta
yazarın okuyucusuyla, öykü kişilerinin de birbirleriyle nasıl iletişim
kurduklarını keşfeder. Dolayısıyla biçembilim bir yazınsal iletişimden
sözeder. Yazınsal iletişim de dilde deneyselliğe ve yaratıcılığa
yer verir.
(Simpson, 1993:4)
Öyküde yazınsal iletişimin deneysellik
ve yaratıcılık özellikleri iki düzlemde ortaya çıkar: (1)
Öyküde bilgisellik ve (2) Öyküde yazınsal anlam.
1- Öyküde bilgisellik (Öyküde bilgi
bütünü ve dağılımı): Bir öykünün her tümcesinin içinde, öykü metninin
tümüne dağılmış olan bir bilgi bütününün sadece bir parçası bulunmaktadır.
Tüm bu bilgi parçacıkları öykünün izleksel yapısını oluştururlar.
Tümcelerde izlekle ilgili üç tür bilgi saklıdır. (Halliday, 1985:36-39)
a- Öyküde metin düzleminde bulunan
bilgiler: Öykü metnindeki sözcük, sözcük öbeği ve tümcecik gibi
birimler.
b- Öyküde iletişim düzleminde bulunan bilgiler: öyküde yazarın
kişilerarası düzlemde iletmeyi amaçladığı bilgilerdir.
c- Öyküde düşünsel düzleminde bulunan bilgiler: Öyküde konu
ve içerikle ilgili olan bilgilerdir.
2- Öyküde yazınsal anlam: Öykünün
yüzeysel yapısındaki dil birimleri derin yapısındaki anlamları ve
kavramları dizgeselleştirir. Hiçbir dil birimi tek bir kavramı yansıtmaz.
Her biri değişik durumlarda değişik anlamlar kazanırlar. Her birinin
birer anlam çerçevesi vardır. (Aksan, 1995:73-75) Bir dil birimi öyküde
birlikte kullanıldığı diğer bir dil birimiyle ileriye ya da geriye
yönelik olarak kimi anlamlar aktarır. Öyküde yazınsal anlam üç türlü
ortaya çıkar:
a- Sözcük anlamı: Bir dil biriminin
temel anlamı
b- Toplumsal anlam: Bir dil biriminin anlamının toplumsal sınıf,
etnik gruplaşma, bölgesel köken, cinsiyet, yaş, eğitim gibi toplumsal
etkenler tarafından belirlenmesi
c- Etkisel anlam: Dil kullanan kişinin duygularını, davranışını,
eğilimlerini ve belirli bir durumla ilgili olan düşüncelerini yansıtması
Çağdaş öykü yazarlarımız, deneysel
ve yaratıcı dil kullanımları, tür denemeleri ve yenilik arayışları:
1-Dil kullanımları gerçek dünya ile
ilgili gözlemlerini olduğu gibi yansıtacak kadar gündelik dil kullanımına
yakın ve gerçekçi olan öykü yazarları: Bu tür yazarlar okuyucularına,
öykülerinin baş kişileriyle ilgili aktardığı bilgilerin miktarını
gözlemledikleri gerçeklerle sınırlar. Kullandıkları tür ve amaçları
ise içinde yaşadıkları toplumun çok iyi tanıdıkları kimi insanlarını,
sorunlarını ve dış dünyadaki gerçekleri en yalın ve doğru biçimleriyle
olduğu gibi tanıtmak ve yansıtmaktır. Öykülerinde gerek diyaloglar
gerekse çevre ve kişi betimlemeleri ön plana çıkmaktadır.
Örnek: Orhan Kemal (1996) "Yerli
Turist", Kırmızı Küpeler, İstanbul: Tekin yayınevi Ss:
103-106
Kavukçu, Cemil (1997) "Aslangöz", Bilinen Bir Sokakta
Kaybolmak, istanbul: Can Yayınları, ss: 9-14
2-Karşılıklı konuşmaları önceleyerek
tiyatro oyunlarına benzer nitelikte öykü türünü gerçekleştiren yazarlar:
Bu tür öykü metinlerindeki kurmaca konuşmalar toplumdaki, gerçek kişiler
arasındaki gerçek konuşmaların yapay biçimleridir ve estetik ve izleksel
(thematic) amaç ve uzlaşmalarla (conventions) biçimlendirilmişlerdir.
Örneğin bir öyküdeki kurmaca kişilerin arasındaki konuşmalar, doğrudan
ve karşılıklı yapılan konuşmalar (diyalog) şeklinde olabilir. Ancak
yazar bu konuşmaları kendi gizli ya da açık olan amaçları doğrultusunda
kimi zaman da estetik kaygılarla düzenler. İşte bu nedenle de kurmaca
metinlerin içindeki ikili konuşmalarda, ancak toplum içinde yer alan
gerçek konuşmalarda görülebilen rutin özellikler (konuşmaların giriş
ve sonuç bölümleri, hataları görmezden gelme, konuşma hatalarını düzeltme,
dil sürçmeleri, vb.) yer almaz.
Bu nedenle de
(a) Kurmaca diyaloglar rutin değildirler
(b) Bu tür diyaloglar yazarların ancak 'anlatılabilir' olma
özelliğini taşıdıklarını varsaydıkları bilgileri içerirler
(c) İçlerinde onları sıradan gündelik konuşmalardan farklı
kılan özellikleri ve özel düzenlemeleri barındırırlar
Aslında karşılıklı konuşmalarda konuşmacıların
uyması gereken bir işbirliği ilkeleri vardır. Bu ilkeler doğrultusunda,
konuşmacıların karşılıklı konuşmaya karşı olan katkılarının, gerektiği
anda, konuşmanın amacına ve yönüne uygun olarak yeterli olması gerekmektedir.
Ne eksik ne de fazla. Konuşmacıların katılımcıların sözceleri anlayabilmeleri
için gerektiği kadar bilgi vermelidirler. Konuşmaları net
ve düzenli olmalıdır. Konuşmacıların doğruluklarına
inandıkları şeyleri söylemeleri ve söylediklerinin bağlama uygun
olması gerekmektedir.(Grice,1975:45-55)) Bu kurallara uyulmaması
durumunda ise öyküde gülmece ve toplumsal eleştiri olguları ortaya
çıkmaktadır.
Örnek: Öykülerinde karşılıklı konuşma
yöntemini özellikle kullanarak toplumu ve insan ilişkilerini gülmece
aracılığıyla eleştiren, ancak bunu gerçekleştirirken insan sevgisini
daima ön plana çıkarmayı hiçbir zaman ihmal etmeyen, halkın konuşmasını
büyük bir ustalıkla yazıya geçiren ve 'kısa konuşmalarla süren kalabalık
bir diyalog yapısındaki öyküleri hiçbir değişiklik yapılmadan hemen
oyun olarak sahnelenebilir (Nesin, 1973:140) nitelikte olan Memduh
Sevket Esendal .
Esendal, Memduh Şevket (1973) "Feminist",
Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı, Hazırlayan Aziz Nesin, İstanbul:
Akbaba Yayınları, ss:146-149
3-İçinde Fantastik olarak da adlandırılabilecek
gerilim ve doğaüstü öğeleri barındıran öyküler: Bu tür öykülerde
giriş-gelişme-zirve-sonuç bölümlerinin iyice belirginleştirildiği,
okuyucuda merak duygusunun yaratıldığı ve Edgar Allan Poe'nun öyküde
olması gerektiğini savunduğu süreklilik-tekrar-gerilim unsurlarının
öncelendiği düşsel nitelikler görülmektedir.
Örnek: Kavukçu, Cemil (1998) "Özel
Ulak", Temmuz Suçlu, İstanbul: Can Yayınları Ss:197-199
Karabulut, Özcan (2000) "Ariélle Adında Biri", Aşkın
Halleri, İstanbul: Can Yayınları, ss:35-52
4- Şiirsellik Boyutu olan öyküler:
Bu tür öykülerde az sözcük kullanımıyla çok yoğun duygular anlatılmaktadır.
İçlerinde kişisel ses tonu, şiirsel söyleyim, sıradışı sözdizimi,
imgeleme, söz sanatları, ses yinelemeleri, belirsizlik, sapma ve önceleme
gibi bir dizi sanatsal kıstaslar barındırırlar. Sözkonusu öykülerin
çoğunun ortak özelliği durum öyküleri olmalarıdır. Diğer bir deyişle,
hiç birinin, giriş-gelişme-sorun-zirve-çözümleme ve sonuca ulaşma
gibi geleneksel izleksel yapıları yoktur. Bu öyküler yazılmamış ya
da yazılamamış olanları okuyucuya derin yapılarında bulunan simgesel
alt yapılarla sunan sanatsal metinlerdir. Onların alt yapılarının
içinde okuyucuların çözmeleri gereken ve okuyucularının zihinlerinde
bir dizi sorular oluşturan kimi gizler saklıdır. Yazarları bu gizleri
okuyucularına aktarırken, öykülerini şiirsellik boyutuna ulaştırabilmek
için kimi yöntemler kullanmaktadırlar. Kimi zaman öykülerinin tümünde
ya da sadece bir bölümünde şiire özgü dil kullanımlarına ve söz sanatlarına
başvurmaktadırlar. Kimi zaman da alışılmamış, sıradışı ve mantık dışı
gibi görülen, ancak aslında uyumlu olan sözcük ve tümceleri birlikte
kullanarak okuyucularını şaşırtmaktadırlar ve seçtikleri sözcüklerin
büyük bir bölümüne geniş anlamlar yüklemektedirler. (Erden, 2000:186-187)
Örnek: Barbarosoğlu, Nalan(1996) "Akşam
Sefası" Adam Öykü, Sayı:3, ss: 108-113
Günel, Burhan (1999) "Yolculuklara
baharda Çıkılmalı", Çiçekler Korunağı, İstanbul: Can Yayınları,
ss:13-32
Karabulut, Özcan (1998) "Self Terapi
Zamanları", Belki de Kaybeden Zaman, İstanbul: Can Yayınları,
ss:89-91
Kaygusuz, Sema (1998) "Zilşan'ın Ayakları", Adam Öykü,
Sayı:17, ss:130-134
5- Kısa kısa öyküler: Özellikle
90'lı yılların türk öykücüleri derin yapılarında geniş anlam ve ve
anlatımlara gönderimde bulunan özgün dil kullanımlarına başvurarak
yeni yöntemler geliştirme eğilimindedirler. Son on yılda, öykü yazarlarımızaın
okuyucu üzerinde yoğun bir etki yaratmaya çalışmaları, özgün, özgür
ve deneysel biçem denemeleri arayışında olmaları 90'lı yılların öykülerine
akışkan biçimsel özellikler katmakta, onları kendilerine özgü estetiğe
ve biçimsel değişkenliğe sahip bir sanat türünün ürünleri haline getirmektedir.
Bu özelliklerinden dolayı incelenmeğe değer ve ayrı bir tür oluşturabilecek
nitelikte bir grup öykünün varlığı dikkati çekmektedir. Minimalist
öykü (minimalist story) ya da küçük ölçekli kurmaca (micro
fiction) olarak da adlandırılabilecek çok kısa öyküler (short
short story) insan yaşamlarından dondurulmuş anlar, yaşanmış küçük
olaylar, anekdotlar, kurulan kısa düşlerden birisi, bir monolog, bir
içsel konuşma ya da bir episod olarak okuyucunun karşısına çıkmaktadır.
Bu tür öykülerde başkişinin bir düşünce biçiminden ya da bakış açısından
diğerine geçmesi; yepyeni bir olgunun farkına varması; belirli bir
şeyi yapmaya karar vermesi; bir düş kırıklığını, bir yanılgıyı anlaması;
kimi zaman içselleşme, kimi zaman da bir eleştiri biçiminde anlatılmaktadır.
Özellikle bu tür öyküler okuyucuyu yoğunlaştırılmış anlamları ve gizleri
çözmeğe davet eden özgün ve deneysel dil kullanımlarına sahiptirler.
(Erden, 2000:94-95) Bu konuda O.Yakın şunları söylemektedir: "Genellikle
250, bazan çok daha az sayıda sözcük sınırları içinde yaratılan 'çok
kısa öykü' tarzı, yazar için sözcüğün tam anlamıyla bir meydan okuma
ve anlatım düzeyinde yeni bir takım sorunlarla baş etmeğe açık bir
davetiyedir. Bu öyküler kısalıklarını çağrıştıran mini öykü, ani
öykü, minimal öykü, çabuk öykü, flaş öykü, kartpostal öyküsü ya
da kısa kısa öykü gibi adlarla da anılmaktadır. Çok kısa öyküler
özellikle çağdaş Amerikan yazınında çok da eski bir geçmişe sahip
olmamasına rağmen, özellikle son 15 yılda bir yükselişten sözedilebilir
ve popülerliği sürekli artan bir yazım dalı olma özelliğini korumaktadır.
Bu anlatım biçiminin köklerini anekdotlara ve fıkralara dayandırmak
mümkündür." (Yakın, 2000:125)
Örnek: Günersel, Tarık (1997) "Bir
Evlenmeme", Adam Öykü, Sayı:13, s:111
Karabulut, Özcan (1990) "Hayatımızın Yumuşak Günleri", Hüzünle
Bazı Günler, Ankara: Yazıt Yayınevi, s:73
Kaygusuz, Sema (1997) "Çay Parası", Adam Öykü, Sayı:10,
s:116
6- Öykülerinin izleklerini farklı
metin türlerinden yararlanarak oluşturan yazarlar: Yazarlar bu
tür öykülerde mektup, gazete haberi gibi farklı metin türlerini öykü
izleklerinin içine katmaktadırlar.
Örnek: Karabulut, Özcan (1999) "İlk
Akşam", Hüzünle Bazı Günler, İstanbul: Can Yayınları,
ss: 107-114
Karabulut, Özcan, (1998) "Belki de Kaybeden Zaman" Belki
de Kaybeden Zaman, İstanbul: Can Yayınları, ss:77-78
Sonuç
Öyküler düşünsel, duygusal, toplumsal,
politik tarihsel iletilere ve yoğun sanat değerlerine sahiptirler
ve diğer tüm yazınsal metinler gibi ürünü oldukları toplumun tarihsel
ve kültürel gelişimi içinde özel bir yerde bulunurlar. Öykü metinlerinin
ya da bu metinleri oluşturan tümcelerin neden başka türlü değil de
göründükleri biçimlerde kullanıldıklarını metin ve bağlam açısından
açıklamak gerekmektedir. Çünkü öykü metinleri ve onları oluşturan
tümceler durumsal bağlamlarda bilgi iletirler. Dolayısıyla
da bu metinler ve tümceler durumlara bağlı olarak belirli biçimlerde
kullanılmak zorundadırlar. Bu gerçeklerden yola çıkan çağdaş öykü
yazarlarımız öykülerinde sözcük anlamlarının çok ötesine geçmekte;
toplumsal ve etkisel anlamlara ulaşabilmek ve okuyucularına
metin, iletişim ve düşünsel düzlemlerde gerekli bilgileri aktarabilmek
amacıyla deneysel ve yaratıcı dil kullanımlarına, tür
denemelerine ve yenilik arayışlarına yönelmektedirler.

KAYNAKÇA
AKSAN, Doğan (1995) Türk Şiir Dili,
Ankara: Engin Yayınevi
ERDEN, Aysu (1999) "Türk Kısa Öyküsünde
Bir Gülmece Ustası Memduh Şevket Esendal'ın Biçemine Dilbilimsel Bir
Yaklaşım: Bir Öykü ve Çözümleme", Üçüncü Öyküler, Yıl:1,
Sayı: 3, ss: 24-34
ERDEN, Aysu (1999) "Orhan Kemal'den
Üç Öykü-Üç Kadın-Üç Yaşam: Sorunlarına ve Çözümlerine Dilbilimsel
Bir Yaklaşım", Üçüncü Öyküler, Yıl:1, Sayı:4, ss:24- 32
ERDEN, Aysu (2000) "Öyküde Şiirsellik
Boyutu Üzerine", Ankara Öykü Günleri (Yeni Binyılda Öykücülüğümüz
- 4.Ankara Öykü Günleri Özel Tartışma Konusu: 12- 18 Mayıs 2000),
Edebiyatçılar Derneği yayınları:18, Ankara: Damar LTD., ss: 184-204
ERDEN, Aysu (2000) "90'lı yıllarda
Türk Öykücülüğünde Farklı Bir Boyut:Çok Kısa , Öyküler", Üçüncü
Öyküler, Yıl:3, Sayı:10, ss: 94-98
FRIEDMAN, Norman (1988) "What Makes
A Short Story Short", Essentials of the Theory of Fiction,
London: Duke University press, ss:152-169
GRICE, H.Paul (1975) "Logic and
Conversation", Syntax and Semantics 3:Speech Acts, Edt.:
Peter Cole, Jerry L. Morgan, New York: Academic, ss: 41-58
HALLIDAY, M.A.K. (1985) An Introduction
to Functional Grammar, London: Edward Arnold
HALLIDAY, M.A.K. (!996) "Linguistic
Function and Literary Style: An Inquiry into the Language of William
Golding's 'The Inheritors' ", The Stylistic Reader, (From
Roman Jacobson to the present), Edt.: Jean Jacques Weber, London:
Arnold, ss:56-85
MILLER,J.E. ve B.Slote (1964) The
Dimensions of the Short Story, New York: Dodd Mead and Company,
ss: 509-516 (Kısa Öykü Üzerine Notlar, Çev: Yurdanur Salman, Metis
Çeviri)
NESİN, Aziz (1973) Cumhuriyet Döneminde
Türk Mizahı, İstanbul: Akbaba Yayınları
SIMPSON, Paul (1993) Language, Ideology
and Point of View, London: Routledge
YAKIN, Orhun (2000) "İngilizce'den
Türkçe'ye Üç Çok Kısa Öykü Çevirisi", Çeviribilim Ve Uygulamaları
Dergisi (Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Mütercim Tercümanlık
Bölümü), Sayı:10, ss: 125-130
Bu
yazı daha önce aşağıdaki gibi yayınlanmıştır:
ERDEN,
Aysu (2001) "Çagdas Türk Öykusunde Deneysellik, Yaratıcılık, Yeni
Arayışlar ve Yönelimler", Adam Öykü, Temmuz-Ağustos 2001, Sayı:35