![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| öyküde kadın ve erkek yazarların kadına bakışı ve biçemlerine dilbilimsel yaklaşım : aysu erden : 14112001 | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Giriş Yazınsal metinlerin dilbilim açısından
incelenmesi okuyucunun ya da eleştirmenin, yazarın dil kullanımı üzerinde
yoğunlaşmasını gerektirir. Öyküler sanatsal ve yazınsal metinlerdir.
Öykülerin incelenmesine ve yorumlanmasına dilbilimsel açıdan yaklaşmak,
öyküleri kişisel (subjektif) beğeniye dayanan değerlendirmelerle değil,
okuyucuya, nesnel (objektif) inceleme biçimleri sunan biçembilim (stylistics)
yöntemleriyle çözümlemeyi gündeme getirir. Böyle bir yaklaşımda üç tür biçembilimden
söz etmek olasıdır: (Mills, 1995:5) 1- Yazınsal biçembilim: Öyküdeki
dil kullanımı ile bu dilin sanatsal işlemi arasındaki ilişkiyi inceler. Bu araştırmada kadın ve erkek yazarların
öykülerinde "kadın" konusunu işleyiş biçimlerine yukarıda
sözü edilen dilbilimsel biçembilim açısından yaklaşılmaktadır. Dilbilimsel
biçembilime göre, "kadın" konusuna değinen öykülerin metinleri
ve içlerinde barındırdıkları ideolojiler üç düzlemde çözümlenebilir:
(Mills, 1995:21) 1- Sözcük düzlemi: Cinsiyet ayrımıyla
ilgili sözcük ve imgelerin öyküdeki diğer sözcüklerle olan ilişkileri
incelenir. Bu araştırmada seçilen öyküler, dilbilimsel
biçembilimin sözdizimi düzleminde Deidre Burton'un (1982) önerdiği
bir yöntemle incelenecektir. Yazınsal Metinlerde "Kadın"
Konusu Bilindiği üzere birçok kadın içinde yaşadığı
toplumun yerleşik ve tutucu değer yargılarının baskısı nedeniyle,
olaylara karşı tepki göstermeyen, etkinlikleri olmayan, başkalarının
etkilerine katlanan, eylemsiz ve edilgin kişiler haline gelmişlerdir.
Ancak, kadın her ne kadar toplum içinde bir devinimi ve etkisi olmayan
ve olayların gidişini etkilemek ve denetlemek gibi hiçbir çaba göstermeyen
bir kesimi oluşturmaktaysa da, çoğu zaman, onun bu durumuyla çelişen
farklı görünümleri de ortaya çıkabilmektedir: yazın modellerinde,
yazılı ve sözlü basında, reklamlarda, eğitim alanında, iş yaşamında,
aile içinde ve halk geleneklerinde olduğu gibi. İşte kadının toplumdaki
bu farklı, karmaşık ve çelişkili görünümleri, farklı metinlerde, farklı
dil kullanımları aracılığıyla yansıtılmaktadır. Örneğin yazın, gazete,
reklam, bilim, hukuk vb. ile ilgili metinlerde kadının toplumdaki
çelişkili konumu birbirlerinden çok değişik dil kullanımlarıyla anlatılmaktadır.
Çünkü metin yazarları metindeki dil kalıplarını ve ifade biçimlerini
kendilerine ve bağlı oldukları alana (yazın, basın, vb.) göre "gerçek
olan" düşünce tarzına uygun olarak seçerler. Dilin bu şekilde
kullanımı da, doğal olarak, kadın konusunda dilbilimsel bir tartışmayı
gündeme getirir. Dolayısıyla da, kadın konusuna değinen yazınsal metinlere
bakıldığında, erkek yazarların hemen hemen büyük bir çoğunluğunun
yapıtlarında, toplumun cinsel politikasını genellikle kendi bakış
açılarından görüp yorumladıkları fark edilmektedir. Onların kadın
imgelerini, klişe kadın tiplerini, kendilerine özgü cinsel ideolojileri,
cinsel tutum ve inançları ve kadınlara karşı aldıkları tavırları anlatırken
kullandıkları dil seçeneklerinin, kadın yazarların aynı konuları ele
alıp anlatırken kullandıkları dil yapılarından ve kalıplarından çok
daha farklı olduğunu görmek olasıdır. Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve
Eleştiri adlı kitabında, yazar olarak kadına yönelik eleştiriyi
ele alan Virginia Woolf (1924), Janet Kaplan (1975), Ellen Moers (1976),
Elaine Showalter (1977) gibi eleştirmenlerden söz ederken şöyle demektedir: Kadın yazarların ayrı
bir geleneği vardır, çünkü tarihte kadınlar aynı türden baskılara
maruz kalmışlardır. Bu durumda kadın yazarların dünyayı ve yaşamı,
erkeklerden farklı şekilde algılamaları doğaldır, ama bu farklılık
biyolojik bir ayrımdan kaynaklanmaz. Kadınların toplumda uğradıkları
aynı türden baskıların bir sonuçtur. Kadınlar toplum içinde bir alt-kültür
oluştururlar ve bundan ötürü kadın yazarların romanlarında dile getirdikleri
yaşantılar, sergiledikleri davranışlar ve savundukları değerler arasında
bir birlik, en azından bir benzerlik vardır.
(Moran, 1994:234) Yazınsal metinlerde bulunan tüm bilgi
ve yaklaşımlar için geçerli olduğu üzere, kadın konusundaki bilgi
ve yaklaşımlarda öykü içinde, yazar tarafından belirli bir çerçeve
içinde kullanılırlar ve geliştirilirler. Okur ya da eleştirmen ise
yaygın ve baskın olan ideolojiyi destekleyen ve içinde barındıran
öykülerle bunlara karşıt olanlar arasında ayırım yapmayı istemektedir.
İşte kadın yazarlarla erkek yazarların yazdıkları ve kadın konusunu
ele alan öyküler de, içlerinde farklı çerçevelere oturtulmuş ve temelde
birbirlerinden çok farklı ve ayrı cinsel ideoloji ve politikaları
bulunduran, birbirlerine karşıt yazınsal metinlerdir. Aynı konudaki
karşıt ideolojilerin öykülerde hangi sorunlara ve zıtlıklara neden
olduğu ise bu tür metinlerin dilbilimsel yapılarının incelenmeleri
ve betimlenmeleriyle ortaya çıkabilmektedir. Deidre Burton, "yazında kadın"
konusunda üç ayrı düşünce biçiminden, bu biçimlere bağlı olan üç ayrı
bakış açısından söz etmektedir (1982:200). Bu bakış açıları, aslında,
kadın yazarlarla erkek yazarların öykülerindeki farklı ideolojileri
ve bunların oturtulduğu çerçeveleri belirlemektedir. 1- Erkekler tarafından yazılan öykülerde
erkek yazarların yarattığı kadın imgesi: Böyle bir imge o öykünün
ürünü olduğu toplumun tarihiyle yakından ilgilidir. O toplumda zaten
var olan yerleşik kadın imgesini pekiştirir. Moran, yazınsal metinlerin tümünde işlene
"kadın" konusunun araştırılması çalışmaları hakkında şunları
söylemektedir: 1960'lardan bu yana gelişen feminist eleştiri, erkek yazarların eserlerinde kadına karşı takınılan tavrı meydana koymakla işe başlamış, daha sonra kadın yazarlara yönelmiş, onların eserlerindeki özellikleri saptamış ve edebiyat tarihine de kadın yazarların ayrı bir gelenek oluşturduklarını kanıtlamaya çalışmıştır. Ve nihayet, ataerkil düzende dilin de kadını aşağılama ve ezme aracı olduğunu belirterek kadın söylemi sorununu gündeme getirmiştir. (Moran, 1994:240) Öyküde Kadın ve Erkek Yazarların "Kadın"
Konusuna Bakış Açısı Kadın öykü yazarlarının erkek yazarlardan
farklı olarak nasıl bir gelenek oluşturdukları ve dilin erkek yazarlar
tarafından kadını nasıl aşağılama ve ezme aracı haline dönüştürülebileceği
konusunun incelenmesi, öykünün dilbilimsel örüntüsünün betimlenmesiyle
başlamaktadır. Burton'un da belirttiği üzere bir yazınsal metindeki
dilbilimsel özellikler bilişsel toplumbilim (cognitive sociology),
politik toplumbilim (political sociology) ya da düşünsel
felsefe (philosophy of mind) gibi disiplinlerle yakından ilgilidir.
Zaten dilbilimcilerin öyküde bulunan dil yapılarını zihinsel süreçler
bağlamında incelemeleri gerekliliği, onları öyküde kaçınılmaz olarak
ortaya çıkan düşünce tarzları, bilinç, davranış, hareket, yorum, anlam,
kültürel ve insani boyutlara götürecektir. Yazarlar, kadın ya da erkek
olsun, kendilerince doğru ve gerçek olduklarına inandıkları olguları
ifade etmek amacıyla hem kendileri, hem de okurları için uygun gördükleri
dil kalıplarını seçerler. Eleştirmen ise bu dil seçimlerini incelerken,
onların başka metinlerde de var olup olmadıklarını araştırır. Diğer
bir deyişle, diğer metinlerde de benzer ya da farklı dil kullanımlarının
bulunup bulunmadığını metinleri karşılaştırmak suretiyle yapar (Burton,
1982: 197-200). Böyle bir yaklaşım da kadın ve erkek yazarların öykülerinde
"kadın" konusuyla ilgili olan bölümlerin ya da öykülerin
bütününün dil kullanımları açısından karşılaştırılmasını ve bu dil
kullanımlarının temelinde yatan kültürel ve insani ilişkileri, politikaları,
ideolojileri ve bunların içine yerleştirildikleri çerçeveleri bulmayı
gündeme getirir. Berry, yazarın öykü metnini oluşturma aşamasında
süreçler (processes), katılımcılar (participants) ve
olaylar ile kişileri etkileyen koşullarla (circumstances) ilgili
kimi dilbilgisel seçimler yaptığını söylemektedir. Geçişlilik seçimleri
(transivity choices) olarak da bilinen bu seçimleri aşağıdaki gibi
sınıflandırmak olasıdır: (Berry, 1975: vol 1, 149 ff.s:150) 1- Süreç türleriyle ilgili dilbilgisel
yapıların seçimi Kısacası, öyküdeki süreçler, hareket
eden ve kimi hareketlere maruz kalan kişiler, koşullar ve tüm bunların
sayıları, öyküde üstlendikleri roller ve birbirleriyle nasıl kaynaştıkları,
yazarın seçtiği dil kullanımlarında, özellikle de metindeki yarı tümceleme
olgusunda yerleşik durumda bulunmaktadır. İşte okurun ve eleştirmenin
bunları çözmesi de yazarın "kadın" konusunda olduğu gibi
diğer bazı toplumsal ideoloji, politika ve inançları nasıl yansıttığını
ortaya çıkaracaktır. Öyküleri oluşturan tümcelerin birbirleriyle
olan ilişkileri ve bu tümcelerle onların içinde kurucu öğeler
(constituent) olarak bulunan sıralı (coordinate), niteleyici
(subordinate) ve içeyerleşik (embedded) tümceciklerin (clauses)
ilişkilerini yöneten kurallara ilişkin çözümleyici bilgiler
(analytic knowledge) yazınsal inceleme ve eleştirinin temelini oluşturan
bir dilbilimsel yaklaşımdır. Böyle bir eleştiriyi gerçekleştirmek
amacıyla, Burton, öykünün tümüne ya da kimi bölümlerine uygulanabilecek,
aynı zamanda da değişik öykülerden seçilen kısa metinleri birbirleriyle
karşılaştırma amacıyla kullanılabilecek bir yöntem önermektedir. Bu
yöntem kadın ve erkek yazarların öykülerinin tümünde ya da bir bölümünde
"kadın" konusunun işlenişine ve bu konuyla ilgili dil kullanımlarının
ifade ettiği ideolojileri bulmaya yöneliktir. Bu yöntemde öyküdeki
süreç, katılımcı ve koşulların tümcecik yapılarının
(structure of clauses) içinde araştırılabileceği, bu nedenle de tümcecik
yapıların incelenip çözümlenmesi gerektiği belirtilmektedir. Aslında,
okuru metnin içinde "kim kime ne yapıyor?" sorusunun yanıtını
aramaya yönelten bu yöntemi, Burton, M. A. K Halliday'ın (1970, 1973,
1978) yapıtlarındaki fikirlerden yola çıkarak geliştirmiştir. (Burton,
1982:198-199) Bu yöntemin temelinde anlamların tümceciklerin içinde
süreçler halinde yerleşik olduğu varsayımı yatmaktadır. Dolayısıyla
da tümceciklerin, metnin oluşturulmasında, anlaşılmasında ve yorumlanmasında
önemli bir yere sahip olduğu düşünülmektedir. Tümceleri oluşturan
tümceciklerin birbirleriyle kaynaşarak tümceler haline dönüşmeleri
esnasında etkilendikleri kuralların ve tümce yapılarının incelenmesi
ve bu sayede yazarın kimi toplumsal ideoloji, politika ve inançları
kendi bakış açısı doğrultusunda öyküde nasıl işlediğini çözmek için
tümcelerde saklı olan süreçleri bulmaya ve sınıflamaya yönelik olan
bu yöntemi şu şekilde özetlemek olasıdır. Burton öykülerde üç tür sürecin varlığından
söz etmektedir. Bu süreçlerin her birinin de kendi alt grupları vardır.
(Burton, 1982:199) 1. Maddeye yönelik hareket süreçleri
(Material processes) 2. Katılımcılarla ilgili zihinsel
süreçler (Mental processes) 3. Katılımcılararası ya da katılımcılarla
olgular arasındaki ilişkilerini yansıtan süreçler (Relational
processes) I. Evlilikte "Kadın" Konusuna
değinen Öyküler Bu bölümde İnci Aral'ın (1986) Kapı
ve Özcan Karabulut'un (1990) Meltem'in Ölüm Duyurusu adlı öykülerinde
evlilikte "kadın" konusunun işleniş biçimlerine değinilecektir. Aral, öyküsünde "boşandıktan sonra
kocası genç biriyle" evlenmiş bir kadının, evliliği süresince
yaşadığı deneyimler sonucu yaşam coşkusunu ve yaratıcılığını nasıl
kaybettiğini kadının kendi ağzından ve geri dönüş yöntemini (flashback)
kullanarak anlatmaktadır. Karabulut 'da öykünün başkişisi olan bir
erkeğin, öğrencilik yıllarında aynı arkadaş grubundan olan ve öyküyü
anlatan erkekle aynı ideolojiyi paylaşan ve onunla aynı politik eylemlere
katılan bir kız arkadaşının (Meltem) ailesinin baskısıyla istemediği
biriyle evlendirilmesini, evliliği süresince yaşadığı deneyimler sonucu
de yaşam coşkusundan ve ideallerinden nasıl uzaklaştırıldığını, Meltem'in
erkek arkadaşı olan başkişinin dil kullanımıyla ve geri dönüş yöntemiyle
anlatmaktadır. Bu bölümde her iki öyküden seçilen ve
içlerinde tümcecikler bulunan bileşik (compound), karmaşık (complex)
ve bileşik karmaşık (compound complex) tümceler de, yazarların "kadın"
konusuyla ilgili süreçlerin zaman içinde nasıl öncelik-sonralık ve
neden-sonuç ilişkileri yansıttıkları gösterilmeye çalışılmıştır. Bu
tür tümcelerin seçilmelerinin nedeni ise, bileşik ve karmaşık tümcelerin
kendi içlerinde her biri birer süreç belirten eylem bulunduran tümceciklere
sahip olmalarıdır. 1- Maddeye yönelik hareket süreçleri
2- Katılımcılarla ilgili zihinsel
süreçler II-Toplumda "Kadın" Konusuna
Değinen Öyküler Bu bölümde İnci Aral'ın (1986) Ağda
Zamanı ve Ömer Faruk Toprak'ın (1975) Açlık adlı öykülerinde
toplumda "kadın" konusunun işleniş biçimlerine değinilecektir. Aral'ın öyküsünün başkişisi Leman öykü
boyunca, aynı yıl içinde Mart başı ile mayıs ortası arasındaki zaman
diliminde kendisi, annesi, iş arkadaşları, komşuları, evlenmeyi düşlediği
sevgilisi Murat'la ilgili görüşlerini, duygularını ve eleştirilerini
dile getirmektedir. Ortaokul mezunu olan Leman kendini iyi yetiştirdiğine,
eksikliklerinin giderdiğine ve "diplomalı boş kafalı bebekler"
den çok farklı olduğuna inanmaktadır. Ev kadını olan annesini hiç
beğenmeyen Leman, Murat'ın hareketli annesine hayranlık duymaktadır.
Ancak Murat'ın bir avukat kızla nişanlandığını ve kendisi ile alay
ettiğini öğrenen Leman öykünün sonunda erkeklerin kendisi gibi kadınlara
katlanamadıkları sonucuna varır. Toprak'ın öyküsünün başkişisi ise,
kendini "İkinci Dünya Savaş'ının ortasında sonuna kadar bir doğu
ilinde görev yapmış, orada ömür eskitmişim. Bu yaz giderim derken
üç yıl yedi ay geçmişti. İstanbul'u iyice unutmuşum" (1975:29)
tümceleriyle tanıtan, otuz yaşında, kendini yorgun ve zamanından önce
yaşlanmış gibi hisseden yalnız bir erkektir. Çok özlediği İstanbul'a
kesin dönüş yapmış ve bir otele yerleşmiştir. Onu içinde bulunduğu
ruh halinden kurtarmak isteyen eski bir arkadaşı, ona, garsoniyer
olarak kiraladığı bir apartman dairesinin anahtarını, "Doğudan
yeni döndün, halden anlarım ben" (1975:37) diyerek verir. Öykünün
başkişisi bir gün sinemaya gider ve tenha salonda yanında oturmakta
olan bir kadına dışarı çıkmayı teklif eder. Garsoniyere giderken kadının
aç olduğunu fark eden adam iki poğaça alır, "Sevgi bekleyen karanlık
bir yüz" olarak tanımladığı kadının birliktelikten sonra poğaçaları
yemesi adamda acıma hissi uyandırmıştır. Ertesi gün kadınla bir durakta
buluşmak üzere sözleşen adam aslında kadının yüzünü tam olarak görmemiş
olduğunu fark eder ve buluşmadan önce kendini gizleyerek onu görmek
ister. Ancak kadının zayıflığı, çirkinliği, fakirliği ve ümitsizliği
adamı tiksindirir, ona görünmeden kaçar. Yine bu bölümde öykülerden seçilen bileşik
ve karmaşık tümceler aracılığıyla toplumda "kadın" konusu
ile ilgili süreçler sınıflandırılmaktadır. 1. Maddeye yönelik hareket süreçleri
2. Katılımcılarla ilgili zihinsel
süreçler 3. Katılımcılararası ya da katılımcılarla
olgular arasındaki ilişkileri yansıtan süreçleri içeren tümceler: Bu şekilde sınıflanan örneklerin aşağıda
ana çizgileri verilen yönteme göre yeniden değerlendirilmesi olasıdır.
(Burton, 1982: 202) 1. Süreçlerin saptanması ve katılımcıların
(etkileyen-etkilenen) her süreçte hangi hareketi gerçekleştirdiklerinin
belirlenmesi Bu yöntem evlilikte "kadın" konusuna değinen Karabulut ve Aral'ın öykülerinden alınan örneklerdeki altı çizilen tümcelere şu şekilde uygulanabilir: Öykünün adı: MELTEM'İN ÖLÜM DUYURUSU
Öykünün adı: KAPI
Öykünün adı: AĞDA ZAMANI
Öykünün adı: AÇLIK
Sonuç Kadın yazarları öyküde "kadın"
konusundaki dil kullanımlarının erkek yazarlarınkinden farkını bulmak
için Mills'in Feminist Stylistics (Feminist Biçembilim) adlı
yapıtında, metinlerin içinde var olduklarını belirttiği kimi özelliklerin
saptanmaları ve incelenmeleri gerektiğini belirtmektedir. (Mills,
1995: 1-5). Örneklerle aşağıda özetlenen bu özellikler aslında bu
çalışmada ulaşılan sonuçları yansıtmaktadır. 1. Öykülerde cinselliğin hangi dil
kullanımlarıyla belirtildiğinin incelenmesi: Cinsiyet ayrımı,
çoğunlukla yazarın özellikle seçtiği sözcüklerde, sözcük öbeklerinde
ve imgelerde saklıdır. Örneğin, Aral'ın öyküsüne verdiği ad Ağda Zamanı
tümüyle bir kadının kendisine göstermesi gerektiği özeni yansıtmaktadır.
Ayrıca yine aynı öyküden alınan aşağıdaki tümce öyküsünü birinci tekil
şahıs anlatımıyla aktaran hiçbir erkek yazarın kullanmayacağı bir
dil seçimidir. Doğrudan "kadın" konusuna değinen bir imgeyi
içermektedir ve kadın yazar gözüyle kadının davranış biçimini ve altında
yatan duyguları yansıtmaktadır: "Bebek kartpostalları biriktiriyorum,
her birine ayrı adlar veriyorum." (Aral, 1986:29) 2. Kadın yazar gözüyle kadın ve erkeğin
davranış biçimleri, kadının erkekten beklentileri: Bu durum yine
Aral'ın aynı öyküsünde şu örneklerle belirtilmektedir: "Avukat Recep Tunalı'nın karısı bir şoförle basılmış. Dernekte duydum dün. O kadını hiç gözüm tutmuyordu, yanılmamışım. Kocası da pısırığın biri. Alırlar böyle kişiliksiz kadınları başları yanar." (Aral, 1986:29) "Tutarım kendimi. Küçümsenecek bir
kız olamam ben. Öyle aşık olmak falan gibi aptalca şeyler gelmedi
başıma. Murat biliyor bunları. Anlıyor beni, değerlendiriyor. Bu tutucu
çevrede onun az mı lafını ediyorlar. Çapkınmış, evlenmezmiş, yok evli
kadınlarla bilmem ne..."Boya tüketicilerinin umutlarını kırıyorum
da ondan" diyor, gülüyoruz." (Aral, 1986:28) 3. Erkek yazar gözüyle, erkeğin kadından
beklentileri: Özellikle Toprak'ın öyküsünde erkeğin, kadının toplum
tarafından beğenilmesini, şık ve bakımlı olmasını istediği vurgulanmaktadır.
Aksi taktirde erkek ondan utanacak ve uzaklaşacaktır. 4. Kadın ve erkek yazarların "kadın"
konusuna benzer yaklaşımları: Aral'ın Kapı ve Karabulut'un "Yavaşca çıkıyorum. Tüm merdivenleri çabucak, basamakları ikişer atlayarak ama bu eve böyle çıkmaya alıştırıldım. Yedi yıl " Yavaş... Yavaş..." diye seslendi kocam ardımca. Kocam en çok 'yavaş' sözcüğünü kullandı birlikte yaşadığımız sürece... Gülüşüme, sevincime, mutluluğuma, coşkuma, kaygıma, sevgime 'yavaş' dedi. 'Boğuyorsun, yavaşça yudum yudum sev...' Yatakta bile 'yavaş annem duyacak' diye çıkıştı...bir de baktım yavaş yavaş ölmüşüm." (Aral, 1986:33-34) "Seni üzerinde bir kot pantolon bir de gömlekle düşünürdük. Hep bir şeylere hazır. Ele avuca sığmaz, atak. Hep dostluklara aç... Meltem denince, ilk bunları anımsardık." (Karabulut, 1990:23) Günlerin getireceği umutlu bir şey yoktu.
Direnemedim... Bilmediğim bir yolda tek başıma yürüyor gibiyim. Sabahla
başlayan ev işleri. Ne yeni dostluklar, ne de keşfedilecek yeni bir
şey. Reha''la hayatımız üç beş sözcük arasında geçiyor." (Karabulut,
1990:27) 5. Kadın ve erkek yazarların "toplum"
konusuna benzer yaklaşımları: Aral'ın Ağda Zamanı ve Toprak'ın
Açlık öyküsünde, toplumun kadını ve erkeği kendilerine eş seçerken
nasıl etkilediğine birbirlerine koşut olarak şöyle değinmektedirler: "Murat'tan başka kim var burada? Rukiye Abla bir öğretmenden söz etti geçende, tersledim. Bunlar beni ne sanıyor? Kala kala bir ilkokul öğretmenine mi kaldım?" (Aral, 1986: 27) "Böyle bir kadınla yanyana yürümek
istemem. Etrafdan bakarlar, birbirlerine gösterir herkes. Kaçmalıyım
ama nasıl?" (Toprak, 1975: 44) 6. Öyküde anlatım: Dört öyküde
de olaylar birinci tekil kişi anlatımıyla aktarılmaktadır. Aral'ın
öykülerinde katılımcılarla ilgili zihinsel süreçler öncelenirken (foregrounding),
Karabulut ve Toprak'ın öykülerinde maddeye yönelik süreçler ön plana
çıkmaktadır. Aral'ın öykülerinden seçilen tümcelerde etkilenenlerin
hemen hemen hepsi öykülerin kadın olan başkişileridir. 7. Tümce türleri: Genellikle zaman
içinde öncelik ve neden-sonuç ilişkilerini yansıtan
tümcelerin A. Bileşik tümceler B. Karmaşık tümceler C. Karmaşık-bileşik tümceler 8. Örneklerde altı çizilen tümceler en
az iki ya da daha fazla tümcecikten oluşmaktadır. Her birinin
Kaynakça Aral,
İnci. (1986). "Ağda Zamanı", Ağda Zamanı, İstanbul:
Kaynak yayınları, ss. 21-32. ERDEN, Aysu (1998) "Öyküde Kadın ve Erkek Yazarların Kadına Bakışı ve Biçemlerine Dilbilimsel Yaklaşım", Düşler ve Öyküler, İstanbul: Umut Matbaası, ss: 39-57 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||