![]() |
||||||||
| mockba : uğur halıcı: 23102001 | ||||||||
|
Bana bazen şehirlerin ruhu varmış gibi gelir. Bazıları yaşam dolu, bazıları hüzünlü. Bu ruh sanki orada yaşayanlarda kendini dışarıya vurur, yaşayanlarla şehir bütünleşir ve şehrin ruhu yaşayanlarla birlikte etkilenir, değişir. İşte Moskova bana yoksul ama gururundan, hayal gücünden bir şey kaybetmemiş, soylu, esrarengiz bir kadını anımsatıyor. Bazen altın takılarıyla beyazlar içinde erişilmez, bazen kırmızılar, yeşillerle cana yakın, sevecen. Kremlin boyunca aşırı korumacı, St. Brazil klisesinde bir hayalperest, Arhangelski katedralinde ise sanki Escher çizmiş gibi.
|
||||||||
|
||||||||
|
Agatha Christie ve de Francis Bacon bu şehri çok severlerdi herhalde. Burada C'ler S, P'ler R, B'ler V, H'ler N, her şey başka bir şey okunuyor. Mesela MOCKBA yazınca MOSKVA diye okumalı. Ama her şeyi okumak için, yani L, P, G, bI, 3 veya F'ı bilmek için Kiril alfabesini öğrenmek gerek. Kiril alfabesi Ortodoks kilisesine bağlı Slav halkları için 9. yüzyılda geliştirilmiş bir yazı sistemi. Rus alfabesi, Kiril alfabesinden alınmış 32 harf içeriyor. Moskova'da neredeyse her önemli sokakta iki tiyatro, bir konser salonu bulmak mümkün. Bu, zoraki kazanılmaya çalışılan, sonradan oluşturulmuş yapay bir kültür değil, kendi doğallığı içinde yaşamını sürdürmeye devam eden, eskilerden gelen ve geleceğe kendiliğinden akan bir yaşam biçimi. Konser salonlarından herhangi birine girdiğinizde, orada Çaykovski'nin, Korsakof'un, Bortnianski'nin veya Ravel ya da Mozert'ın kaçıncı senfonisini gerçek enstrumanlardan çalındığı anda dinlemeye gelmiş, belki de evlerinde pikapları olmayan yaşlı babuşkaları, büyük bir ciddiyetle olayı izleyen erkek çocukları, annelerinin yanında oturan küçücük kızları göreceksiniz. Bazen onların konseri sonuna kadar izlemeye vakitleri olmayabilir, bir çoğu için şehir merkezinden oturdukları eve gitmek bir ya da iki saat sürebilir. Ama yine de buraya gelir, sahnede Norveç'ten misafir gelmiş orkestra şefini izlemekten, piyanoda da yeni ödül almış genç bir çocuğu ve orkestrayı dinlemekten derin bir haz alırlar. Bolşoy, şehrin tam merkezinde, Kremlin'in hemen yakınında, 1925'den beri kim bilir kaç gösteriyi sahneledi. Kırmızı kadifeli localarda kimbilir kimler ellerinde beyaz dürbünlerle sahnedeki zarif balerinin yüzündeki veya parmak oynatışındaki anlamı yakalamaya çalıştı. Belki dürbünler bazen karşı locaya çevrildi, antrakt verilince hafif bir şampanski içildi. Size Bolşoy'da oynayacak kimse kalmadı, gitmeye değmez derlerse sakın inanmayın. Özellikle gidin! Orada balenin sembolik anlatımda ulaştığı doruk noktasını bulun, orada bale seyrederken ağlanabileceğini hissedin! Ama şunu da görün ki orada seyretme şansına sahip insanların çoğu Moskova halkı değil. Çünkü onlar için, karaborsa dışında bulunmayan biletlere 500 ya da 1000 rublelik gerçek fiyatı yerine 10, 20 hatta 40 dolar gibi 50-100 misli para ödemek bir haftalık maaşlarını bir bilete yatırmak anlamını taşıyor ki bu hiç mümkün değil. Oysa onlar ayda %15 enflasyonla seyreden zor ekonomik koşullar altında yaşayabilmek için çok çalışmak, dikkatli harcamak zorundalar. Metro duraklarında, ana caddelerde, biri diğerinin önüne geçmeden yan yana dizilmiş genç, yaşlı insanlar göreceksiniz. Bir yandan başlarındaki atkı, şapkalarla Moskova soğuğundan korunmaya çalışırken, bir yanda ellerinde gazete, kitap, konserve, bisküvi ve hatta süt satarken bulacaksınız onları. Saat beşte, saat altıda, dokuzda ve saat onda, işte hala oradalar, bu geçiş döneminde ödemeleri gereken oldukça ağır bir bedel var. Ocak, 1994 Bu yazı daha önce Çağrı, Mart 1994, Vol. 38 No:412, s4'de yayınlanmıştır. |
||||||||