![]() |
||
| orhan kemal'den üç öykü - üç kadın - üç yaşam: sorunlarına ve çözümlerine dilbilimsel bir yaklaşım : aysu erden : 05112001 | ||
|
GiRİŞ Yazar öyküsünü oluştururken, öykü dışındaki
gerçek dünyada var olan ve herkesin bildiği gerçekleri oldukları gibi
öyküye aktarmaz. Onları düş gücünün yardımıyla geliştirerek aktarır.
Yazarın görevi, gerçekleri, onlara sürekli gönderimde bulunarak okuyucusuna
iletmektir. Dilin gerçekleri yansıtması konusunda
iki tür ikili karşıtlıktan söz etmek olasıdır: 1. Dil/Dış Dünyadaki Gerçekler Düzenli dilbilgisi kurallarıyla oluşturulan
gündelik dil ya da bilimsel metinleri oluşturan dil 1- Yazar ileteceği bilginin miktarı
konusunda karar verecektir. Bir yazarın öyküsünde kullandığı kurmaca
dili incelerken ya da onun biçemini saptarken, AMAÇ Dış dünyadaki gerçekleri, halkın içinden
geldikleri için, daha yakından izleyip gözlemleyen, 1940 kuşağı gerçekçi
öykücülerinden biri olan Orhan Kemal'in, söz konusu gerçekleri yazdığı
öykülerin diline nasıl yansıttığını daha iyi anlayabilmek için onun
öykülerini yazdığı dönemin genel özelliklerine kısaca göz atmak yararlı
olacaktır. 1940'lı yıllar, gerçekçiliğin Türk öyküsünde
egemen bir sanat anlayışı olarak yerleştiği bir dönemdir. Aslında
bu dönem ırk üstünlüğüne dayalı bir toplum düzeninden yana olanlarla,
sömürünün ve eşitsizliğin ortadan kalkmasını isteyenler arasında çatışmaların
baş gösterdiği bir dönemdir. 1939 - 1946 yılları arasında yukarıda
sözü edilen düşüncelerden ikincisinin temsil edildiği ve "sanatın
toplumsal işlevinin savunulduğu" Ses, Yeni Ses, Yeni Edebiyat,
Hamle, Yurt ve Dünya, Gün, Ant, Söz gibi dergilerin çıkarıldığı
dönemdir. 1940 kuşağı adıyla anılan ve eserlerinde, o dönemin edebiyatına
egemen olan savaş karşıtı düşünceleri yansıtan Halikarnas Balıkçısı,
Samim Kocagöz, Kemal Bilbaşar ve Orhan Kemal gibi öykücüler bu dönemde
belirmişlerdir. " Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki kurtuluş ve
bağımsızlık coşkusunu yaşamış, yeni bir toplum yaratma düşüncesini
benimsemiş" bir kuşaktan oluşan ve " yaşları yirmiyle kırk
arasında değişen bu sanatçılar, belli bir ideolojiye bağlanmasalar
da çağdaş düşünceyle beslenmişler, dünyada olup bitenleri yakından
izler olmuşlar, halkın içinden gelmişlerdir" (Cumhuriyet Dönemi
Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 3, s. 591). Orhan Kemal (1914 - 1970) 1940 yıllarından
itibaren yayınladığı öykülerinde "romanlarına oranla, daha yalın
ve çarpıcı bir gerçekçilik anlayışından yola çıkar. Irgatların, gündelikçilerin,
çırak ve işçilerin yaşamını insancıl bir sevgiyle yansıtırken, toplumsal,
giderek ekonomik çelişkileri de göz ardı etmez. Sömürünün, kırsal
kesimde ya da sanayi kesiminde olsun, ağa - patron baskısının yol
açtığı dramları sergiler. Popülizme sapmadan kentin kenar mahallelerinde
oturan emekçi halkın günlük yaşamını, özlem ve düşlerini kendine özgü
bir duyarlılıkla anlatır. Ne var ki, dil beğenisi, biçim kaygısı,
bu duyarlılık yüzünden ikinci planda kalmıştır hep" (Cumhuriyet
Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 3, s. 624). Orhan Kemal, öykülerinde
ve romanlarında, " güç yaşama koşulları içindeki küçük insanları,
onların geçim sıkıntılarını canlandırır. Ancak sanat anlayışı yalnızca
tanıklık etmeyi değil, halkın daha iyi bir yaşama ulaşmasına yardımcı
olacak uyarıcı, yönlendirici bir gerçekçilik yolunu izlemiştir...
Gurbetçilerin İstanbul'daki yaşamından kesitler vererek... köylülerin,
ırgatların, küçük el sanatlarıyla uğraşanların, küçük memurların...
kadınlarla, genç kızlar ve çocukların serüvenlerini ele alan ... kenar
mahallede yaşayan, kendi toplumsal konumlarından daha geriye itilmiş
ailedeki kadınlarla ilgili" eserler yazmıştır (Büyük Larousse,
cilt 17, s: 8880). İstanbul gibi büyük kentlerdeki küçük insanların
sorunlarını işleyen ve gerçekçi edebiyatımızın önde gelen yazarlarından
biri olan Orhan Kemal, "diyaloglara dayanan yalın anlatımı ve
olay örgüsüyle kimi zaman senaryo tekniğine yaklaştı" (Büyük
Ansiklopedi, Cilt 12, s: 4393). Bu araştırma, öykülerinde, dış dünyadaki
gerçekleri en yalın ve doğru biçimleriyle yansıtmayı amaçlayan Orhan
Kemal'in, Çukurova'dan ayrılıp İstanbul'a yerleştikten sonra bu büyük
kentteki marjinal kesimlerde yaşayan üç ayrı gerçekçi marjinal kadın
tipini üç öyküsünde nasıl ele aldığını, yazınsal dilbilimin önerdiği
kimi kuram ve yöntemlerden yola çıkarak incelemeyi amaçlamaktadır.
YÖNTEM Orhan Kemal'in İstanbul'da yaşayan ve
marjinal kesimin temsilcilerinden olan üç ayrı kadının yaşamlarından
birer kesiti de ele aldığı ve "İstanbul'da kadın" ile ilgili
kişisel gözlemlerine dayandırdığı Yerli Turist, Yaşlı Kadın
ve Marilyn adlı öyküleri, Renkema (1993) tarafından belirlenen
ve öyküdeki küçük ölçekli yapıların birbirleriyle olan ilişkilerini
ele alan metinsellik kıstasları ile, Salkie (1995) tarafından önerilen,
öyküde büyük ölçekli yapılar konulu yöntemler doğrultusunda ele alınacaktır.
Söz konusu yöntemleri aşağıdaki şekilde özetlemek olasıdır: Renkema (1993) metinsellik olgusunu aşağıda
belirtilen kıstaslara göre sınıflandırmaktadır: A) Bağlaşıklık (Cohesion) Salkie (1995) öyküde büyük ölçekli yapıları
dört ana bölümde toplamaktadır: (a) Arka plan (Background) Bir öyküdeki her hangi bir öğenin yorumu
kimi zaman aynı öykünün içinde bulunan bir başka A) Bağlaşıklık, öyküdeki bir öğenin bir başka öğeye bağımlı olarak yorumlanmasına işaret etmektedir. Diğer bir deyişle, öyküyü oluşturan sözcük, sözcük öbeği ve tümceler arasında nedensellik, zaman uyumu, eşanlamlılık ya da zıt anlamlılık ve gönderimsel ilişkiler gibi bağlantılar kurulması yollarının incelenmesini ele alır. Öykülerini çoğunlukla basit tümcelerle yazan ve çoğunlukla diyalogları kullanan Orhan Kemal, özellikle diyaloglarda konuşmacılar arasında birbirini tamamlayan konuşmalara yer vermektedir. Örnek 1: - Bu devirde dedi kız evladı
mı... Yukarıdaki örneğe bakıldığında annesinin sözlerini kızının tamamladığı, dolayısıyla da yarım bırakılan tümcenin uyumlu bir şekilde tamamlandığı görülmektedir. Örnek 2: - Yook, gelinime laf yok! O
olmazsa... Örnek 2'de yaşlı kadının kullandığı şart
tümcesi otobüs yolcularından biri tarafından tamamlanmaktadır. Bu
durum diyaloğun daha sonraki bölümünde de sürdürülmekte ve anlam bütünlüğü
sağlanmaktadır. Örnek 5'e bakıldığında "Erkek gibi"
sözcük öbeğinin tekrarlandığı ve öykünün giriş paragrafları arasında
ilişki kurulduğu görülmektedir. Örnek 12'deyse tekrarlanan birimler
(kocası, nasıl anlatmalıydı, İstanbul) tümceleri birbirlerine bağlanmakta,
paragrafın içinde uyum sağlanmaktadır. B) Bağdaşıklık, öykünün öykü dışı
gerçeklere gönderimde bulunularak yorumlanmasına işaret eder., çünkü
yazarın öykü içinde verdiği bilgiler özel bir düzene göre sıralanır
ve öykünün yorumlanması yazarın ve okuyucunun dış dünya gerçekleriyle
ilgili bilgi ve beklentisine dayandırılır. Öyküler, yazar ve okuyucunun
belki de bilinçli olarak farkında olmadıkları kimi bilgi dizgelerinden
oluşurlar. Bu dizgelerden birisi de Salkie'nin (1995) önerdiği ve
dört aşamadan oluşan arka plan, - sorun - çözüm -değerlendirme dizgesidir.
(91) Bu dizge, Orhan Kemal'in kadın konusuna değinen üç öyküsünden
alınan bölümlerde şöyle örneklendirilebilir: (a) Arka plan: Öyküde yer alan zaman, mekan ve kişileri içerir. Orhan Kemal'in üç öyküsünde de zaman ve yer 1940'lı yılların İstanbul'udur. Baş kişiler ise İstanbul'da yaşayan üç marjinal kadındır. Üçü de varlıklarını kendi yaşam felsefeleri doğrultusunda büyük kentte sürdürmeye çalışmaktadırlar. Orhan Kemal, o dönemin İstanbul'unun yollarında gözlerine takılan bu kadınları, okuyucusuna, öykülerinin girişlerinde şöyle tasvir etmektedir: Örnek 3: Bir kadın, yaşlı ufak, kırış
kırış. Durağın kaldırımına çömelmiş. Kalkmak için davrandı, Örnek 4: Beli kocaman fiyonklu, bebe
yakalı, karpuz kollu pembe elbisesi içinde dehşetli Örnek 5: Gerçekten de "Erkek gibi"
yürüyordu kadın! (b) Sorun öyküde verilen zaman dilimi ve yerde ortaya çıkar, bir eksiklik, engel ya da düzeltilmesi zor bir çelişkiden doğar. Öykülerin baş kişileri olan kadınlar aslında beklentilerine ulaşamamış, düş kırıklığına uğramış, mutsuz ve toplum dışına itilmiş ve üç farklı yaş grubundan gelen kadınlardır: Marilyn 13 yaşındadır, Yerli Turist muhtemelen 25-30 yaş grubundadır, yaşlı kadın ise 80'lerindedir. Orhan Kemal bu kadınlarla İstanbul'un farklı kesimlerinde karşılaşmış ve sorunlarına bir an kulak kabartmıştır. Yazar onların sorunlarını İstanbul'la ilgili kendi bilgi, görüş ve beklentileriyle de birleştirerek okuyucusuna şu şekilde aktarmaktadır: Örnek 6: Lise dokuzda. Doğan'ın onunla
konuşması, Melahat için büyük şans. Doğan'a bütün Görüldüğü üzere Marilyn'in arkadaşları yazara küçük kızın sorununu yukarıdaki gibi aktarırlar. Ancak, Orhan Kemal Marilyn'in genç annesinin sorununun da farkındadır ve bu sorunu okuyucusuna aktarmayı ihmal etmez: Örnek 7: Otuzuna ya varmış, ya varmak
üzere genç anne, siyah baş örtüsünün çevrelediği Genç anne çaresizdir. Mahkemede kızını nasıl yola getireceğini bilmemenin çaresizliğini yaşamaktadır. Örnek 8: - Buralı değilsiniz galiba? Yerli Turist'in sorunu İstanbul'dan üç
ay süreyle ayrı kalmaktır. Bu süre içinde geçirdiği ve onu mutsuz
eden dönemi ve deneyimlerini ancak öykünün sonunda açıklayacaktır. Örnek 9: - Ne yaparsın ? O kadar kalabalığın
geçinmek kolay mı? Kaynanasına, (c) Çözüm kişilerle ilgili ihtiyaçların giderilmesini, çelişkilerin düzeltilmesini ya da engelin giderilmesini gerektirir. Orhan Kemal'in üç öyküsünün baş kişileri sorunlarının çözümlerini kendilerince doğru buldukları şekilde gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar: 13 yaşındaki Marilyn çözümü evli olduğunu iddia etmekte ve intihar tehdidinde bulunmakta, yerli turist de kendi çözümünü sokaklarda rastladığı hamal ve şoförleri erkeksi davranışları ve garip giyim tarzıyla şaşırtmakta, İstanbul'lular gibi davranmakta ( ! ) bulmaktadır. Yaşlı kadına gelince, onun kendi sorunlarını çözmek için bulduğu yol ise oğlundan dayak yedikten sonra evinden kaçarak Karacaahmet mezarlığına yerleşmek ve bu arada da otobüste karşılaştığı tanımadığı insanlarla sorunlarını paylaşmaktır. Orhan Kemal'in baş kişilerinin kendi sorunlarını çözmek için geliştirdikleri yöntemleri öykülerden seçilen bölümlerle şu şekilde örneklemek olasıdır: Örnek 10: Az sonra mahkeme kapısı açıldı.
Peşin, jandarmalarla bilekleri kelepçeli Doğan, arkasından Örnek 11: - Doğru, doğru ya, başı çok
kalabalık yavrumun. Ben, kaynanası, kayınbabası, kayınları, Örnek 12: - Belki de o biçim olduğuma
hükmettin. (d) Değerlendirme, aslında öyküde
bulunan çözümün yazar ve okuyucu tarafından nasıl değerlendirildiğidir
ya da birden fazla çözüm bulunmuşsa hangisinin en doğru olarak kabul
edilebileceğidir. Orhan Kemal'in söz konusu öykülerinin baş kişilerinin
kendilerince buldukları çözümler okuyucuda acı bir tebessüm oluşturacak
niteliktedir. Zaten Orhan Kemal'in de okuyucudan beklediği de böyle
bir yaklaşımdır. C) Amaç, öykülerin belirli amaçlara
yönelik iletiler taşımaları gerekliliğine işaret etmektedir. Örneklere
bakıldığında, istemi dışında ailesince istemediği bir evliliğe zorlanan
genç bir kızın (Yerli Turist) boşandıktan sonra kişiliğini nasıl tümüyle
değiştirdiğini ve İstanbul'da var olduğunu varsaydığı bir yaşam biçimine
bir günlüğüne nasıl ayak uydurmaya çalıştığı, belki de topluma bu
şekilde karşı çıktığı; küçük bir kızla yaşlı bir kadının mutsuzlukları
nedeniyle evlerini terk etmeleri 1940'ların İstanbul'undan insan manzaraları
olarak okuyucuya sunulmaktadır. D) Kabul edilebilirlik, öykünün
hedef okuyucunun onayladığı fikirleri içermesine işaret etmektedir.
Yukarıdaki örneklere bakıldığında öykülerin iki tür okuyucuya hitap
ettiği anlaşılmaktadır: (1) İstanbul'daki yaşam biçimlerini bilmeyen
ve öyküleri okuduktan sonra bu büyük kentteki yaşam biçimi konusunda
belirli bir döneme ait bilgi edinen okuyucu, (2) İstanbul'un geçmişini
ve şimdiki durumunu iyi bilen ve İstanbul'daki yaşam biçimi konusundaki
kendi bilgilerine dayanarak Orhan Kemal'in konuyla ilgili verdiği
bilgileri onaylayan ya da onaylamayan okuyucu türü. E) Bilgilendirme, öykünün yeni
bilgiler içermesine işaret eder. Orhan Kemal söz konusu öykülerinin
baş kişilerini tanıtırken, aynı zamanda da İstanbul'daki yaşam biçimleri
hakkında kendi bakış açısından yorum getirmektedir. F) Durumsallık, öykünün içinde
yer aldığı durumsal bağlama işaret eder. Söz konusu üç öykünün içinde
yer aldıkları durumsal bağlam İstanbul ve bu kentteki marjinal yaşam
biçimlerinden verilen kesitlerdir. G) Metinlerarasılık, öyküyü oluşturan
bölümlerin birbirleriyle olan ilişkilerine ve içerdikleri bilgilerin
birbirlerine gönderimde bulunmasına işaret etmektedir. Bu durum da
öykülerin her birinin parçaları uyumlu olan dizgelere sahip olduklarını
göstermektedir. SONUÇ Orhan Kemal, Marilyn, Yerli Turist ve Yaşlı Kadın adlı öykülerinde 1940'lı yılların İstanbul'unda yaşayan, toplum dışına itilmiş, kentin kenar mahallelerinde oturan ve ekonomik zorluklar içinde bulunan farklı yaşlardaki üç kadının düş kırıklıklarını, sorunlarını ve bu sorunlara kendilerinin getirdikleri çözümleri, güçlü gözlemlerine dayanarak okuyucusuna aktarmaktadır. Öykülerin sonuç bölümlerini okuyucuyu buruk bir şekilde gülümseten şu tümceler oluşturmaktadır: Örnek 13: Benim evim bundan sonra kocamın
evidir, babamın evini istemiyorum, istemiyorum, Örnek 14: - Yarın sen kendi yoluna, ben
kendi yoluma gideceğiz çünkü. Yarından itibaren "namuslu Örnek 15: Kavgacılar hışımla indiler.
Yaşlı kadın bir şeyler mırıldanıyordu. Dikkat ettim, Habil'le Orhan Kemal öykülerinin baş kişilerini
gerçek dünyada gözlemlediği kişilikleriyle gerçekçi betimleme ve dil
kullanımlarıyla okuyucusuna aktarmaktadır. Bu tutumuyla da toplumun
çoğunluğunu oluşturan bu tür insanları hem onlar gibilerini tanıma
fırsatı olmayan okuyucularına tanıtmakta, hem de kendileri de aslında
onlardan olanlara yardımcı, uyarıcı ve yönlendirici olabilecek nitelikte
gerçekçi bir yol izlemektedir. Orhan Kemal'in öykülerine arka plan -
sorun - çözüm - değerlendirme dizgesinden oluşan büyük ölçekli bir
kurgu hakimdir. Onun öykülerini gerçekçi kılan özelliklerden biri
de, diyaloglarının doğallığının yanı sıra, işte bu tür bir kurgunun
varlığıdır. Çünkü öykü dışı gerçek dünyada da yaşamlarını halen sürdürmekte
olan bu küçük insanlar belirli arka planların önünde sorunlarına çözüm
aramakta, bulamadıkları zaman da kendilerince doğru olan çözümleri
yine kendileri oluşturmakta, bu çözümleri değerlendirme görevini de
diğer insanlara bırakmaktadırlar. Orhan Kemal'in dil kullanımı gerçek dünya ile ilgili gözlemlerini olduğu gibi yansıtacak kadar gerçekçi ve gündelik dil kullanımına yakındır. Okuyucusuna, öykülerinin baş kişileriyle ilgili aktardığı bilgilerin miktarı, gözlemlediği gerçeklerle sınırlıdır. Türü ise içinde yaşadığı toplumun kimi insanlarının sorunları ve kendi kendilerine buldukları çözümlerdir. Ve yazar aslında bu insanları çok iyi tanımaktadır.
KAYNAKÇA Büyük Ansiklopedi. (1990). İstanbul:
Milliyet Yayınları, Cilt 12, s: 4393. Bu yazı daha önce aşağıdaki gibi yayınlanmıştır: Erden, Aysu (1999) "Orhan Kemal'den Üç Öyku-Üç Kadın-Üc Yaşam: Sorunlarına ve Çözümlerine Dilbilimsel Bir Yaklaşım" Üçüncü Öyküler, Bahar 99, Sayı:4, ss:24-32 |
||