vüs'at o. bener öykücülüğünde 'ölüm', 'intihar' ve 'çılgınlık' temaları içeren bir kitap : 'kapan' : aysu erden : 14112001  
 

 

GİRİŞ

Vüs'at O.Bener Türk yazınında yaratıcı, sıradışı, kendine özgü ve atak dil kullanımıyla dikkati çeken çok yönlü bir yazardır. Yazarın sadece dil kullanımı değil, öykü ve romanlarının içerikleri de aynı ölçüde çarpıcı ve sıradışıdır. Bu konuda S.Gümüş şunları söylemektedir:

"...kurmaca yapılarının doygunluk noktalarını oluşturan yapı taşları da şöyle sıralanabilir: İntihar ve ölüm düşüncesi, korku ve kaygılar, sevgisizlik, yabancılaşma, zamana yenik düşme, toplumsal ve politik gerçeklikle çatışma." (Gümüş, 2000: 31) Gerçekten de Bener'in öykü kişileri kullandıkları birinci kişi tekil anlatımla yansıttıkları iç dünyaları ve yaşantıları aracılığıyla okuyucuya kendileri ve toplumdaki kendi gibi olanlar hakkında kimi bilgiler aktarmaktadırlar. Bu bilgileri S.Gümüş söyle sıralamaktadır: "...Bir zamanlar iyi kavranmamış, ama gene de onur veren bir kavgaya atılmanın sonuçsuzluğu; olmak değil, olamamak biçiminde anlatılabilecek olan kişilik yetersizliği; kendi kendini bulunduğu kimliğe uydurmağa çalışma; olumsuz dış etkenlerin karşı konulmazlığına kendini inandırma; kendini kandırma....Bunlar, Vüs'at O. Bener'in, epeyce okuma dikkati gerektiren, gizil anlamlarından birey felsefesi bağlamında değerlendirilebilecek düşüncelerin sadece başlıkları..."(Gümüş, 2000:57-58)

VÜS'AT O. BENER'İN YAŞAMI VE SANATI ÜZERİNE

1922 yılında Samsun'da doğan Vüs'at O.Bener Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Ticaret Bakanlığı'nda raportör, Karayolları Müdürlğü'nde ise Hukuk Müşaviri olarak görev yaptı. Şu anda emekli olan Bener 1941-1978 döneminde kamu kesiminde çalıştı 1978-1992 döneminde ise bir sendikanın danışmanlığını yürüttü. Bener öykülerinde "günlük yaşamın ayrıntılarına dikkatli bir gözlemcilikle eğildi; ruh çözümlemelerine geniş yer verdi." (Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, 1986:1509) 1950 den beri yazan Bener'in eserlerinin sayısının az olmasının nedeni daha ziyade onun "yoğun ve iktisatlı yazışından" kaynaklanmaktadır. Eserlerinde bu ülke insanlarına zengin bir çeşitlilik ve derinlikte yer verdi. 1950 yılında New York Herald Tribune ve Yeni İstanbul gazetelerinin ortak olarak düzenledikleri bir öykü yarışması sonucunda Dost adlı öyküsü dikkate değer bulundu. 1950-1957 yılları arasınada yazdığı öyküler, Varlık, Yeditepe ve Seçilmiş Hikayeler adlı dergilerde yayınlandı. Bu öykülerden bir bölümü Yaşamasız (1957), diğer bir bölümü ise Dost (1952) adları altında kitaplaştırıldı. Ihlamur Ağacı onun ilk tiyatro oyunuydu ve 1963 yılında Türk Dil Kurumu'nun tiyatro armağanını kazandı. E Dergisinin Ocak 2001 sayısında Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Cengiz Korucu ile gerçekleştirdiği söyleşisinde bu yıl sahnelenen söz konusu oyunu için "yaklaşık 40 yıl önce yazdığım oyunumun ilk kez sahnelenmesi benim için sevindirici bir olay " (37) diyerek duygularını dile getiren Bener'in ikinci oyunu olan İpin Ucu 1980 Abdi İpekçi Armağanı'nı bir başka yazarın yapıtıyla paylaştı. Daha çok öykücü ve romancı kimlikleriyle tanınan Bener'in Dost adlı öyküsü Fransızca'ya, İlki adlı öyküsü ise İngilizce'ye çevrildi. Öyküleri yabancı ve Türk antolojilerinde yer aldı. Bener'in ilk Romanı Buzul Çağının Virüsü 1984 te, ikinci romanı Bay Muannit Sahtegi'nin Notları ise 1991 de basıldı. Yazarın diğer eserlerini şöyle sıralamak olasıdır: Siyah Beyaz (1993), Manzumeler (1994, Mızıkalı Yürüyüş (1997), Kara Tren (1998).

VÜS'AT BENER'DEN İNTİHAR - ÖLÜM -ÇILGINLIK TEMALARINI İÇEREN BİR ÖYKÜ KİTABI

Birinci kişi tekil anlatımla olayları aktaran sorunlu başkişilerin kendi kendileriyle ve toplumla nasıl bir çatışma halinde bulunduklarını ve kendi kendilerini nasıl acımasızca eleştirdiklerini sanatsal bir dille okuyucusuna ustalıkla aktaran Vüs'at O. Bener'in bu kitaptaki öykülerini, yazarın iki romanı ve öykülerini kara anlatı örneği olarak niteleyen Semih Gümüş'ün Bener'in iki romanı ve öykülerini inceleme yönteminden yararlanarak söz konusu öyküler için iki bakış açısı geliştirmek yerinde olacaktır. Bu bakış açılarını şöyle özetlemek olasıdır:

1- Öykülerde Ölüm-İntihar-Çılgınlık Temalarını Oluşturan Olguların Saptanarak Betimlenmesi (Öykülerin derin yapılarının incelenmesi)

a. Başkişinin korkuları, kaygıları ve topluma ve kendisine çok boyutlu yabancılaşması

b. Başkişinin sevgisiz bir yaşam sürdürmesi

c. Başkişinin zamana yenik düşmesi

d. Başkişi için gerçekliğin kurmacaya dönüşmesi

e. Başkişinin anlatıcı kimliği

f. Başkişinin baskı altına alınan yaşantısı

g. Başkişinin aykırı bilinci

 

2- Anlatım Biçiminin (Dil ve Biçem) Saptanarak Betimlenmesi (Öykü metinlerinin yüzeysel yapılarının incelenmesi)

a. Yoğun betimleme

b. Bilinç akışına koşut anlatım tarzı

c. Sözcüklerin dış biçimlerinin bozulması

d. Sıra dışı sözcük birliktelikleri

e. Devrik tümceleri sıklıkla kullanılması


ÖLÜM TEMASI


ÖRNEK: .....Doğrulttum yatağında. Fısıltıyla: "Geçti candan Galip Dede Yahu," dedi. Bu sözleri yinelerdi sık sık. Ölümü çağırıyor...Bu ara kolundaki serum şişesi yere düştü.Patladı. Uğursuzluk belirtisi. Sandelyenin arkasına dayadım başını, son soluğunu verdi hemen. Yüreği fişi çekilen bir buzdolabının susması gibi sarsılarak durdu. Haykırarak fırladım koridora, hastanenin başhekimi doktor koştu.Karnı inip kalkıyordu hala babamın. Koluna bir iğne yaptı direnmem üzerine."O inip kalkma karnındaki gaz birikiminden. Başınız sağ olsun. Yapılacak bir şey yok.
Kaldırıp yatağına uzattım babamı. Getirilen tülbentle çenesini bağladım, göz kapaklarını sıvazlayıp kapattım. (Bener, Ya Herru Ya Merru, s:16)

ÖRNEK: .....Ölürse yıkılır güneş. (Bener, Uyumak, s:26)

ÖRNEK: .....Yaşanmış yaşanmışlığıyla kalır. Ölü diriltilemez. (Bener, Sayıklama, s:39)

ÖRNEK: Yaşamımın son basamaklarını çıkıyorum. Huzur yok. Hani bir iki senecik kendimle barışık yaşayabilseydim. Ne gezer.....
Ezan başladı.
Ruhun şad olsun Beethoven !
Darısı başıma. (Bener, Kulak, s:46)

ÖRNEK: Saat 16'ya çeyrek var. Açlık duymuyor gibiyim.....Site Erkek Berberine yayan gidebildim. Adama benzedim galiba. Durumum kısaca gülünç........ Eziliyorum, yönelttiği eleştiriler karşısında. Görünüşüm aldatıcı. .....
Yine yatağa başvuracağım galiba. Oysa saç kesiminden sonra yıkanmam gerek.
Ressam dostum da aradı. Katarakt ameliyatı geçirecekmiş. Kolaylığından söz ettim. Açıklamalarımı sessizce dinledi. Ne ki ondan da hayır bekleyemem.
Geber bari, eşek oğlu eşek! (Bener, Yakınma, s: 47-48)

ÖRNEK: ....Secdeye kapanmış bulduk. Çevirdik yüzüstü. Dişsiz ağzı açık, gözleri tavana dikilmiş."Ölmüş" dedi, Dayıoğlu,"Kahyaya haber verelim, üç yıl önce de ölmüştü... .....Annem sobaya odun atıyor."Ninem öldü,"dedim,"ama o ikide bir ölürmüş, doğru mu?" "Aptal ! o büyük kadındı.Yıka elini yüzünü. Kahvaltı hazır. Geç kalma okuluna." (Bener, Nine, s:49-50)

ÖRNEK: Kaçınılmaz son nasıl olsa gelecek. "Aldırma gönül aldırma." Kulakların çınlasın Vedat Günyol. (Bener, Tiryaki, s: 52)


ÖRNEK: Çay sıcak, ağız yakan ! Hepsi bu. Bir bardak. Kimsesizler mezarlığına gömdüm imgelerimi. İpileyen sarımsı ışık pırpırlandı, sönmek üzere, sönünce kurtulacağım kendimden-acınası avuntu!-, ödeşeceğiz, kristal yüreklerine sırt çevirdiklerimle. (Bener, Bir Bardak Sıcak Çay, s:62)

ÖRNEK: ......Ama yaşanmadı mı? Yaşandığına inanarak ölüm beklenebilir, dayanmanın sınırları zorlanabilir aldatıcılığı. (Bener, Kapan, s:31)


İNTİHAR TEMASI

ÖRNEK: ......Lucretius: "Ölüm ben varken yok. Ben yokken de onun var olması anlamsız demiş. Galiba. Nasıl inanabilir bekleyebilirim. Hemen tüm yazarların ölüm beklentisine bel bağladıkları gerçek. Virginia Woolf, Ernest Hemingway, daha niceleri bittiyi algıladıklarında bu yolu seçtiler. Gerçekten yürekliydiler. Bencileyin zayıf
korkak değil. (Bener,Dönüşsüzlüğe Övgü, s: 12)

ÖRNEK: ......kendi istencimizle yaşayamayacağımızı ben de iyice biliyorum. Yaşam bir deha işi değil. Bir sürgün, köle düzeni. Kurtuluşu ummak. Safdillik. İntihar seçimi bu yüzden gerekli. Ne ki yürek isteyen bir eylem. Hep tasarladım salt. Kendiliğinden oluşmasına bel bağlıyorum. (Bener, Dönüşsüzlüğe Övgü, s:11)

ÖRNEK: ....Ta gençliğimden beri boğazıma geçen ilmik, sıkılmayan, bir türlü. Baldıran zehirini ya da haça gerilmeyi beklemişler, bilerek. İnsanlığı doğruya yönlendirmek uğruna. (Bener, Çıkmaz Sokaklarda, s:43)

ÖRNEK: ....Birkaç kez yazılan aklıbaşında intihar mektupları. Dolusunu da nedensiz taşıdım tabancaların. İstencimle durduramayacağım yüreğim kuşkusuz duracak kendiliğimden avuntusuna sarılamıtorum, Anton Çehov'a inat. (Bener, Tabanca, s:60)


ÇILGINLIK TEMASI


ÖRNEK: Dönüş gününü anımsıyorum. Küçük bekar evime geldi. Daha kapıyı açar açmaz boynuma atıldı, baygınlık geçiriyor. Sakinleşemiyor bir türlü. Kolonyaya boğdum yüzünü, boynunu, bileklerini. Eksilmeyen atılışlarını neredeyse boğuşarak önleyebiliyorum. Hırpalamak, dahası dövmek geliyor içimden. Delice bağırıyorum, "Git başımdan kudurgan karı !"
.....Cinselliğinin çok güçlü olduğunu, bu yapısını karşılayacak güçten yoksunluğumu ileri sürdüm. Bir an önce evlenmeliydi. İktidarsız mıydım yoksa? Öyle denilebilirdi. Aklını başına toplasındı. (Bener, Kurtuluş, ss:18-19)


ÖRNEK: Anlatmaya kalkışacaklarıma bir yığın kof ayrıntı karışacak.Susmalı değil miyim? Ayrık otları boğacak tüm otları, börtü böceği, renkleri. Susmalı değil miyim? Haykırmak, anlamsız böğürtüler de bir tür susmak sayılsa bari. Ben bile bile giriyorum cehennemime. Bile bile kavruluyorum. Hiçliği, hiçlik kavramını-sürdürüyorum inatla. Çirkinim, budalayım tamam.Bana kurban adayı kör gözüyle bakın dilediğinizce, umurunuzdaysa. Lütfediyorum yani....kehanetime sığınıyorum besbelli."Ben pis akıllıyımdır," kurtardı mı? Kurtarabilseydi hiç değilse/mi? Batsaydık birlikte. Ayrı ayrı düşüldü gayya kuyusuna diyemiyorum. Belli ki kurtuluş türküsü yineleniyor ne yapsam. Akıl yerini beden aldı, beden bıraktı savaşımı. Savaşım vardı! Beden üst geldi akla....... Yazık ki deliremeyeceğim. (Bener, Kapan, ss:32-33)


ÖRNEK: ....Birtakım tansıklıklara inanma, safsatalara boyun eğme şizofrenisi , büyük çoğunluğa yaşam olanağı sağlıyorsa, hiçbir öğreti başarı sağlayamaz. Aklın çözemeyeceğini, akıl, çözümsüzlük çözümüyle devreden çıkarmayı yeğler.

Ben deli miyim? Karar veremeyeceğim, başkaları öyle bir kanıya varabilecek, ama o karara katılamayacağım......
.... Oysa, dilediğini yaptıran beyin, yaratılışım, iradenin ta kendisi. Eğer iradesizlik olarak tanımlanan, kendini beyin buyruğundan kurtaramamaksa, irade eşit iradesizliktir. Beni benden ayrı düşünmenin, sinir sistemini altüst
etmenin sağaltımla ilgisi olmasa gerek.
Eğer beyin, buyruk verme sultasından cayarsa o zaman istenilen olur. Yani bilinçsizlik oluşur, hayvan içgüdüsüne teslim olunur!
Ne diyorum ben? Ateist miyim? Anarşist mi? Nihilist mi? Kölesi olmayı hiç istemediğim her türlü dayatmalara karşıyken nasıl oluyor da hep olumsuzluk mutsuzluğunu duyuyorum içimde. Kime, neye göre delilik, boşluk?
(Bener, Sayıklama, s: 39)


ÖRNEK: .....Akılcılığa sığınmış. Akıl, mantık! Neye yarayacak ya da ne demekse. Çözüm bilgisi yeterli olmalı mı? Mantık.Boşluk......Doğru olanın da bireysel mantıkla bulunabileceğini ileri sürmüşler. (Bener, Çıkmaz Sokaklarda, s:43)

ÖRNEK: .....İnanma kapanına kıstırabilsem bilincimi. Yaşarken tek sığınak mı bellek? Durmadan üst üste yığılınanlar tükenmesi. Silinebilenler ne kadar azınlıkta. Eklenilebilenler ne keder uydurma, gerçek dışı. Tümünün yok olduğunu algılayamamak korkusu delirtebilir insanı. Robert Schumann bu yüzden mi yitirmek İstedi aklını? (Bener, Kapan, s: 31)

KAYNAKÇA

Büyük Larousse Sözlük Ve Ansiklopedisi, (1986) İstanbul: İnterpress Basın ve Yayıncılık, Cilt: 3, S: 1509

Gümüş, Semih (2000) Vüs'at O.Bener: Kara Anlatı Yazarı (Eleştiri), İstanbul: Adam Yayın ları, (1.basım)

Korucu, cengiz (2001) 'Vüs'at Bener'le Konuşma', E (Aylık Kültür Edebiyat Dergisi), Sayı: 22, ss: 37-41

ÖYKÜLER

Bener, Vüs'at O. (2001) 'Dönüşsüzlüğe Övgü', Kapan , İletişim Yayınları 688, Vüs'at O. Bener Dizisi 9, İstanbul: İletişim Yayıncılık, ss:11-12

Bener. Vüs'at O. (2001) 'Ya Herru Ya Merru', Kapan, İletişim Yayınları 688, Vüs'at O.Bener Dizisi 9, İstanbul: İletişim Yayıncılık, ss: 13-16

Bener, Vüs'at O. (2001) 'Kurtuluş', Kapan, İletişim Yayınları 688, Vüs'at O Bener Dizisi 9, İstanbul: İletişim Yayıncılık, ss: 17-19

Bener, Vüs'at O. (2001) 'Uyumak', Kapan, İletişim Yayınları 688, Vüs'at O.Bener Dizisi 9, İstanbul: iletişim Yayıncılık, ss: 25-29

Bener, Vüs'at O. (2001) 'Kapan', Kapan, İletişim Yayınları 688, Vüs'at O.Bener Dizisi 9, İstanbul: İletişim Yayıncılık, ss: 31-33

Bener, Vüs'at O. (2001) 'Sayıklama' Kapan, İletişim Yayınları 688, Vüs'at O.Bener Dizisi 9, İstanbul: İletişim Yayıncılık, ss: 37-39

Bener, Vüs'at O. (2001) 'Çıkmaz Sokaklarda' , Kapan, İletişim Yayınları 688, Vüs'at O.Bener Dizisi 9, İstanbul: İletişim Yayıncılık, s: 43

Bener, Vüs'at O. (2001) 'Kulak' , Kapan, İletişim Yayınları 688, Vüs'at O.Bener Dizisi 9, İstanbul: İletişim Yayıncılık, ss: 45-46

Bener, Vus'at O. (2001) 'Yakınma', Kapan, İletişim Yayınları 688, Vüs'at O.Bener Dizisi 9, İstanbul: İletişim Yayıncılık, ss: 47-48

Bener, Vus'at O. (2001) 'Nine', Kapan, İletişim Yayınları 688, Vüs'at O. Bener Dizisi 9, İstanbul: İletişim Yayıncılık, ss: 49-50

Bener, Vüs'at O. (2001) 'Tiryaki', Kapan, İletişim Yayınları 688, Vüs'at O.Bener Dizisi 9, İstanbul: İletişim Yayıncılık, ss: 51-52

Bener, Vus'at O.(2001) 'Tabanca' Kapan, İletişim Yayınları 688, Vüs'at O.Bener Dizisi 9, İstanbul: İletişim Yayıncılık, ss: 59-60

Bener, Vüs'at O. (2001) 'Bir Bardak Sıcak Çay', Kapan, İletişim Yayınları 688, Vüs'at O. Bener Dizisi 9, İstanbul: İletişim Yayıncılık, ss: 61-62